felsefe taşı

Estonyalı Alex

Estonyalı Alex
Eylül 08
10:30 2017

Estonya, Letonya maceralarının sonlarına doğru bir Estonyalı delikanlıyla tanıştık, adı Alex.
Nasıl şirin, nasıl…anlatamam.
Çok sevdik Alex’i
Robert Redford’un 30 yaş hali, ama çok daha sempatiği.
Düşün işte…
Sağ olsun, o bize ülkesinin güzelliklerini tanıtıyor; biz de ona, Türkiye’nin ne kadar “daha” güzel olduğunu anlatmak için kendimizi paralıyoruz.
Garibimin yarışma gibi bir derdi yok ama, biz kaybetme korkusundan, geride olmadığımıza kendimizi ikna faslından çıkamıyoruz.
“Tallinn’e bu yıl 450 bin turist geldi” mi dedi, cevap hazır: “İstanbul’a 10 milyon”
“Estonya’da 2.5 milyon hektar orman var” diye lafa mı başlıyor? “Türkiye’de 22 milyon hektar” diye üste çıkıyoruz.
“Demokrasi geçmişimiz çok değil ama, ilk sivil Hansa örgütlenmesi buralarda başlayalı 700 yıl…” gibi ileri geri mi konuşuyor.
Hemen geleneksel şarkıyı çalıyoruz: “Anadolu binlerce yılın kardeşlik, hoşgörü beşiği. Mevlana’yı duydun mu?
Yunus Emre, Hacı Bektaş…?”

Bir yere yemeğe mi götürdü?
Ona saatlerce Türk mutfağı, baklava, lüfer, rakı anlatıyoruz, Ajda Pekkan, Banu Alkan resimleri eşliğinde çay bardaklarını gösteriyoruz.
Göbeklitepe’den girip, Çatalhöyük’den çıkıyoruz ki, eeyyyy Romaaa, duy sesimizi.
Bir de ona (en büyük marifetimiz) “lan Alex” diye diye, “lan” demeyi öğrettik.
Lan Alex en sonunda dayanamadı, “ben de geleceğim şu sizin memlekete” dedi.
Dedik “gel lan Alex”
Bindik uçağa, geldik Istanbul Atatürk Havaalanına.
Bir kalabalık, bir kalabalık… millet birbirini çiğniyor, gürültü, patırtı …
“Lan Alex, gördüm mü şenliği, bak hayat bu hayat.”
Hayretle izliyor olan biteni.
Neyse, bitti sonunda, iç hatlara geçtik, Sinop uçağına bineceğiz, bir yığın halinde kapı önünde bekliyor yolcular.
“Sıra yok mu?”
“Var işte..!”
Anlamadı, gösterdim kalabalığı “look at the turkish line, five arm turkish line”.
Bir ona doğru uzanmış elime bakıyor, bir de kalabalığa.
Bilgi (esim) kızdı, “ne şimdi o five arm?”
– Beşli kol, anlamadım mı?
– Anlamadım, ne demek beşli kol?
– Beşli kol düzeninde sıra yapmak, ne var bunda anlamayacak?
– Saçmalama, adamın kafası iyice karıştı şimdi, üstelik ortada sıra mıra yok işte…
Lan Alex’i bıraktık biz beşli kol kavgasına giriştik, iyi mi?
Alex durumdan endişe etti.
“Telaş etme, kimse aç ve açıkta kalmaz, uçak oradaysa biz de buradayız” dedim, demez olaydım lafın ingilizcesi hepten sarpa sardı.
Bilgi yine kızdı.
Arabaya bindik, Yol boyu Karadeniz’in kıyısından Samsun’a doğru gidiyoruz. Baltık denilen çamur deryasına mahkum kalmış bu yamyama Karadeniz’i anlatıyorum.
Birden yol kenarında o lanet şeyi gördü, görmesi ile sorması bir oldu “içinde bira mı var o yola atılmış pet şişenin? Sinop’tan beri ikincisini gördüm”.
“Yok” dedim, o bira değil, sen onu boşver, denize bak, her an yunus görebilirsin.
Başladı denize bakmaya, beş dakika geçmedi ki, bir şişe daha çıktı yola ve bu yamyam gördü.
“Bak bir tane daha”
Bilgi lafa girdi, hem de ingilizce “sahi ne o şişeler?”
“Yunus” dedim, “yunusları kaçırmayın, binlercesi birden çıkarabilir”
“Neydi o şişeler?”
Hızlı düşündüm faydası olmadı, dua ettim unutsunlar diye, işe yaramadı…
“İki ya da üç tane gördük, atmışlar galiba, ama hepsini içmeden atmışlar”
Dedim, “onlar içilebilir değil”
“Ne peki?”
“İdrar, bizim şoförler yolu kirletmemek için, şişeye yapar, şişeleyip atar…”
Yerin dibine girdim o an. Zaten “o çiş” dediğim an olay bitmişti, sonra söylemeye çalıştığım saçmalığı kimse dinlemedi.
“Yol üstünde tuvalet yok mu? … Hem araba kullanıp, hem de şişeyi nasıl dolduruyorlar? Bunları kim topluyor? Bir tane daha görürsek, selfie çekebilir miyim? …”
Tansiyonum yükselmeye başladı, adama Estonya’da anlattığım bütün Göbeklitepe, Mevlana, baklavalar gitti bitti işte, yerin dibine girdim, tüm komplekslerim sağanak yağmur gibi sarıp sarmaladı etrafımı.
Bir yandan Türk erkeğinin o küçük pet şişeye sığışma rezaleti var, diğer yanda aynı Türk erkeğinin, damacana pet şişeyle girdiği ilişkinin boyutu var. Ne yapsam, damacana kurtarır mı namusu?
Gittik, bittik …. diye telaş ederken, bir şişe daha çıkmaz mı önümüze…?
Kendimi denize atasım geldi, bu zibidi tutturdu, “dur, selfie çekicem” .
“Başlarım lan senin selfine” dedim Türkçe, bastım gaza. Bilgi “kızma, oğlan resim çekip paylaşacak instagramda, Türkiye hatırası, ne var bunda?” dedi.
“Zıkkım olsun böyle hatıra” diye, gaza daha da bastım …
Küt …! Radar.
İyice sinirlendim ama bu Alex anlamadı durumu, o hala şişelerin nasıl doldurulduğu meselesine kilitli.
“Denemek istiyorum” dedi.
Yok, artık deve… Polis durdurdu, çek sağa.
Bunun aklı orada, “oyala şu zibidiyi, polise konuyu açmasın” dedim Bilgi’ye.
Neyse, kontrol bitti, yola koyulduk ama artık herkes bu konuyu düşünüyor ve biliyoruz ki ilk durduğumuz yerde bu serseri bir şişe alıp tuvalete gidecek.
“Durmayacağım” dedim, ülkenin namusu mu, bu şerefsizin merakı mı?
Bastım da bastım gaza, kaçabildiğimiz kadar hızla kaçalım dedim, kaçalım bu icerilerde duran kendimizden, sığınalım -mıs gibiliğimizin
kuytu ve karanlık köşelerine.
Bastım gaza, bir şişe daha …

65 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İnsan Tutulmasıİnsan Tutulması Yılın son akşamı… Takvimden kalanson sayfayı kopardım bu akşam. Ağaçtan düşen son yaprakla beraber, o da geri dönüşüm döngüsüne dahil oldu. Giderken ağlamadı ikisi de. Çünkü döngülerini […]
  • Püf noktasıPüf noktası İkili ilişkilerde yediğimiz en büyük halt, hemen akıl verme moduna bağlamamız oluyor. Birisi ağlıyor mu, canı mı sıkkın, yüzü mü asık... Hemen ona akıl satmaya başlıyoruz, gidip ona […]
  • Püf NoktasıPüf Noktası İkili ilişkilerde yediğimiz en büyük halt, hemen akıl verme moduna bağlamamız oluyor. Birisi ağlıyor mu, canı mı sıkkın, yüzü mü asık... Hemen ona akıl satmaya başlıyoruz, gidip ona […]
  • YaşYaş OL- Neye ağlıyorsun yine? AĞ- Yok bir şey... OL- Ne demek yok bir şey? Var bir şey ki akıyor yine... AĞ- Yok bir şey dedim! OL- Yokmuş... AĞ- ... . . . OL- Hep böyle […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Ağu    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Arşivler