felsefe taşı

Bu bir Felsefe Taşı Dergisi Yazısıdır…

Bu bir Felsefe Taşı Dergisi Yazısıdır…
Aralık 08
12:33 2015

Bu bir Felsefe taşı dergisi yazısıdır… Yazmaya başlıyorum ancak biliyorum ki yazı kendi kendini yazacak… Beklentim bu yönde… Aklımda önceden belirlenmiş bir konu yok. Önümde boş, kimliksiz bir word dosyası açık. Kulağımda kulaklık…Çalan şarkı ise Sam Smith’e ait. Son James Bond’un film müziğini dinliyorum… Üst üste üçüncü dinleyişimde ilham perisi monitörde göz kırpıyor. Herşeyin bir anlamı olacak ya; şu saatte, bu bilgisayarda, o müziği dinliyor olmamın da bir anlamı oluyor… Olmak zorunda. Bilmenizi isterim ki yaşam aslında hiçbir anı boş geçmiyor…

James Bond 007, Ian Fleming tarafından 1952’de yaratılan hayalî bir İngilizajan karakteridir. Fleming, 1964 yılında ölünceye dek bu karakter etrafında birçok roman ve küçük hikâyeler yazmıştır. James Bond karakterini oynamayı Sean Connary, David Niven, George Lazenby, Sean Connery, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan ve son olarak da Daniel Craig üstlenmiştir…

Yakışıklı aktör Daniel Craig’in son 007 filmi olan Spectre’de emekliye ayrılmış olması aslında her birimizin içindeki yorgun ajanın da dileğiydi. Yalan söylemeyelim; Daniel Craig aslında içimizdeki yorgun savaşçı…

Her kulvarda uzun yıllardır savaşıyoruz. İçinden geçtiğimiz toplumsal olaylara elbette bir 007 kadar müdahale edemesek de zihnimiz ve kalbimiz çaresizce çırpınıyor. Çoğumuz yorgunuz… Elbette adam öldürmüyoruz… Yaptığımız yalnızca yaşamın koşuşturmacasında yaşama sevincimizi ve belki de içimizdeki çocuğu öldürmek. En kötüsü de insanlığı ve insanları koruyamamak… Hemde bu kadar yorgunluğa rağmen… Her birimiz yaşamın birer hak arayıcısı olarak öylesine yorgunuz ki… Yaşamın her birimize anlamlar olarak tanıttığı anlamsızlıklar için savaşmaktan yorgunuz. Kapitalizm için çılgınca çalışmaktan yorgunuz, hak aramaktan yorgunuz, hissedemediğimiz yerleşik inanışlardan yorgunuz… Yıl 2015… Beden ömrümüzü uzatmakla övünen bizler aslında birer yaşlı ruha sahibiz…Bariz bilgileri açıklayamamaktan,açıklasak da anlaşılmamaktan yorgunuz…

Spectre filminde koca 007 bile ispatlayamadığı, anlatamadığı gerçekler yüzünden istihbaratın yüz karası oluyor. O zaman kabul etmeliyiz ki; hayat da bu şekilde işliyor. Aksiyon, bombalar, can kırıkları… Bir vatanseverin yaşamıbu şekilde gelişiyor… Gözyaşı, kan ve hayalkırıklıkları yaşama dahil…

Bizlerinde işi çok zor. Gözü, kulağı kapalı olmasını geçtim ruhu kapalı insanlara yılmadan gerçeği anlatıyoruz. Çoğunlukla başarısız olsak da bilmeliyiz ki yaşadığımız geçici yenilgilerde çırpınıyoruz. Ancak bu bile nihai son değil. İnsanlıktan emekli olma şansımız ne yazık ki yok… O nedenle görevi tamamlamadan geri çekilmek imkanlar dahilinde değil.

Fazlasıyla zorlu bu coğrafyada, her birimizin siyasete dahil olmak zorunda kaldığı son yıllarda öncelikle yapılması gereken bir zorunluluğumuz var. Elimizde yanlış düşünceleri yok edecek bir silah mevcut. O da ne yazık ki yanlış düşünenle veya yanlış düşünceyle savaşmak değil. Bu en kolay ve en ilkel yöntem. Kişilere düşünmeyi aşılamak ve en önemlisi empati yapabilmek ise zor ancak uzun vadeli bir çözüm yolu… Çünkü istediğimiz kadar aydın olalım, empati yapamadığımız sürece aydınlığı yayamayacağız… Empati yapabilmek, empati yapılabilir olmak sonucunu doğurur. Empati birleştirir. Aşağılamak, hor görmek ise yalnızca bölünebilir olmaya daha fazla zemin hazırlar. Bu durumda da 007 değil feriştahı gelse bizi kurtaramaz.

İnsan, her daim kendi parçasıyla savaşandır.Varoluşumuzun başından beri kendimizle yaptığımız savaşın galibi de mağlubu da yalnızca biziz… Ölen biz, öldüren biz… Olan biz, olmayan biz… Biliyorum binyıllardır çok yorgunuz savaşlardan, kıyımlardan, anlaşılamamaktan. Elbette aydınlanmanın her seviyesindeki insanlığa aynı derecede ulaşmak mümkün değil. Ancak insanlığı yükseltmek her daim mümkün.

Bugün de bu yazı kendini yazdı. Umarım serçe adımlarımdan biri de olsa okuyanların kalbine Daniel Craig ile tatlı empati dokunuşları yapabilmişimdir. Yine diyorum ki sevgi… Ve yine diyorum ki empati… Hem de hayatın her noktasında….
Sam Smith’den Writing’s on the wall adlı eseri dinlemeyi unutmayın. Sevgiylekalın…

947 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Başkanın AdamlarıBaşkanın Adamları Başlığı bir filmin isminden aldım. Filmde tam seçimlerden önce Amerikan Başkanının reşit olmamış bir kızla ilişki kurmaya çalıştığı ortaya çıkar. Peki bu skandal ört bas edilmek için ne […]
  • Duygusal ZekaDuygusal Zeka DUYGUSAL ZEKA : Duygusal Zekanın tam olarak irdelenebilmesi için öncelikle onu oluşturan iki temel kavramın ,duygu ve zekanın tanımlanması gerekmektedir. ZEKA : […]
  • Aşk Meşk HalleriAşk Meşk Halleri Asla bitmeyecek bir hikâye... Kamuran Akkor'un "Aşk Eski Bir Yalan" şarkı sözündeki gibi aşk; Adem'le Havva'dan kalan çok eski bir hikaye. Aşk edebiyatı şiirle, 4 bin yıl önce ilk defa […]
  • İstanbul’da aşk, ihanet ve gözyaşı…İstanbul’da aşk, ihanet ve gözyaşı… Nail’in uzattığı uzun parça kağıt, teleks kağıdıydı. Ankara Oteli’nin teleksin­den Paris’e çekilmiş­ti Telgrafın gönde­rildiği kişi Mel Fer­rer, telgrafı gönde­ren kişi ise Gayle […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler