felsefe taşı

Albrecht Dürer ve Melancolia 1 isimlli gravürü üzerine

Albrecht Dürer ve Melancolia 1 isimlli gravürü üzerine
Nisan 29
10:56 2020

Albrecht Dürer (1471-1528) 15. yüzyıl sonu 16. yüzyıl başında yaşamış Kuzeyli bir ressamdır. Zanaatkar bir aileden gelen ve Alman resminin öncülerinden sayılan Dürer, çocukluğunda çizime olan yeteneğinden dolayı Nürnbergli usta Michael Wolgemut’un yanına yetişmesi için verilir. Burada kitap baskıları ve ahşap baskılar üretir. 1490-94 yılları arasında Almanya’yı dolaşır. 1505’te gittiği ve iki yıl kaldığı Venedik, Floransa ve Roma’da dönemin büyük ressamlarından ve insanın kendisini tanıması gerektiğini söyleyen Rönesans hümanisti Marsilio Ficino’dan etkilenir.

Yeni Platoncu bir düşünür olan Marsilio Ficino 15. yüzyılda melankoli üzerine şöyle demektedir: “Bilge kişilikler, ruhsal huzursuzlukları, hüzünleri, acıları felsefi deneyimleriyle bilinçli olarak algılamaya başlarlar. Felsefe bu tür acılı bilinçlenmeyle başlar ve bilinçlenmenin artmasıyla da ruhsal acı duygusu yoğunlaşır. Ancak bu acıyı aşmanın tek yönü de, bu bilinçlenmeyi geliştirmekten geçer. ”

Rönesans’ı İtalya’dan Almanya’ya taşır. Almanya’da 15. yüzyılda insana yüksek değer veren Reform hareketi görülürken bir yandan da dinsel ahlaksal bir yöne zorlanma bir çelişki ve huzursuzluk yaratır. Reform döneminde Luther ve Erasmus ile tanışan ve 1512’de saray ressamı olan Dürer matematik, geometri, düşünsel konular ve Latin edebiyatı alanında bilgilidir. Ölçme, arazi ve kentlerin savunulması, oran ve sanat kuramı üzerine kitaplar yazar.

İlk yağlı boya eserini 1490’da babasının portresiyle veren Dürer’in bu yıldan sonra eser verme sayısı büyük oranda artmıştır. 1493’de “Kendi Portresi”ni, 1497’de “Sampson ve Aslan”, 1498’de “Hercules ve Stymphalis Kuşları” ve “Dresden Altar Panosu”‘nu, 1500-10 yılları arasında “Meryem’in Yaşamı”‘nı, 1504’de “Adem ve Havva” gibi arka arkaya pek çok değerli eser üretti.

Ünlü gravürlerinden biri olan Melankolia 1 Dürer’in 1514 yılında 43 yaşındayken yaptığı eserdir. Dürer bu resimde Aristoteles’in şu sözünü akla getirir, “İster şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişilerin hepsi melankoliktir.”.

Esrarengiz gravürün sağ kısmında anıtsal görünümlü bir kadın penceresiz ve kapısız bir yapının önünde oturur. Duvarda suskun bir çan, zamanın geçtiğini gösteren ince bir işçilik örneği bir kum saati, dengede duran terazi ve simetrik sayı dörtgeni yer alır. Dörtgenin soldan sağa, yukarıdan aşağıya sayılarının toplamı 34’dür. her yönden toplamı 34 eden sayı dörtgeni yer alır. Karenin sağ alt köşesinde Dürer’in monogramı görülür. Dürer’in eserinde şifreleme olarak nasıl bir anahtar kullanıldığı bilinmiyor, ancak bu karelerin en alt satırına resmettiği tarihi yerleştirmiştir:
Son satırda 4, 15, 14, 1 rakamları gözüküyor.
1514 eserin yapıldığı tarih.
4 ve 1 ise isminin baş harfleri Dürer Albrecht
4 (alfabede 4.harf D)
1(alfabede 1.harf A)

Tüm bu ölçü aletleri kendi içinde uyumludur. Hepsi taşlaşmış, zamanı dondurmuş, tek bir anda kalmıştır. Birbirleriyle ilişkisiz görünen nesneler bir daha kullanılmayacakmış gibi bırakılmıştır.

Dalgın ve gölgeli yüzlü kadın tüm düşünceleri, acılarıyla yalnız başınadır. Sıkıntılı aynı zamanda yaratıcı insanların tipik tasviri olan eğilmiş başını yumruk olmuş sol eliyle destekler pozisyondadır. Dağınık uzun saçları, kanatları, başında çiçeklerden oluşturulmuş bir çelenk, kucağında kapalı bir kitap, sağ elinde pergel vardır. Kitap ve pergel onun düşünen bilge bir insan olduğunu simgeler. Yaşadığı döneme özgü giysisi içindeki kadın halsizdir ve oturduğu yere çökmüştür. Elbisesinin bel kısmından aşağıya para kesesi ve anahtarlar sarkar. Dürer, bu gravür ile ilgili olarak yaptığı bir açıklamada ‘anahtar gücün, para kesesi de zenginliğin sembolüdür’ diye yazar. İki simge Satürn çocuklarının yani melankoliklerin özellikleri olarak bilinir. Satürn mitolojide zenginliğin koruyucusudur. Ölçü sanatının, harmoninin, zamanın, geometrinin yanı sıra çalışma ve emek tanrısıdır. Buradaki hülyalı kadın ise dünyaya özgü şeylerle ilgilenmez. Para, güç ve şiddeti umursamaz. Bakışları uzaktadır, belirsiz bir noktaya, hiçliğe doğrudur. Ona ulaşmak olanaksızdır çünkü bulunduğu yerde değildir.

Immanuel Kant’a göre ise melankoli kavramı, yücelik ile ilişkilidir. Kant bu hakkında şu sözleri söylemiştir: “Sarp ve dik, tehditkar kayalar, şimşekler ve gök gürültüleri eşliğinde gök kubbeye yığılan kara bulutlar, yıkımlarının tüm şiddetiyle yanardağlar, geçtikleri yeri ıssız bırakan fırtınalar, baş kaldırcasına kabaran engin okyanus, kudretli bir nehrin yükseklerdeki çağlayanı ve bunlar gibi şeylerin kudretiyle kıyaslandığında, direnme gücümüz pek önemsiz kalır. Ama eğer güvenli bir yerde bulunuyorsak, onları seyretmek, korkusuz olduğumuz için daha çekicidir; bunlara tereddütsüz yüce nesneler adını veririz, çünkü ruhun güçlerini hepimizin içinde bulunduğu sıradanlıktan kurtararak yükseklere çıkarırlar ve sonra içimizde bambaşka türden bir direnme gücü hissederiz, bu güç bize her şeye kadir gibi görünen doğanın karşısında kendimizi ölçme cesareti verir”

Gravüre geri dönersek,
Figürler ile arkadaki manzara arasında yedi basamaklı merdiven, ruhların yükselişidir, Dürer’ in güçlü mistik inancı bu sembol ile gravürde belirir.
Merdiven, genel bir tabirle, bilmeye ve bilinçlenmeye yönelik kademeli bir yükseliş ve şekil değiştirmenin soyut bir sembolü olarak kullanılmıştır. İnişi ve çıkışı olan çift yönlü bir yol ve araçtır. Göğe yükselen merdiven, oradaki tanrısallığa doğru bir tırmanma ve ona özgü değerleri; yer altına doğru yönelen merdiven ise, oradaki bilinmeyenleri ve bilinçaltının derinliklerinde yatan gizli şeyleri öğrenme tutkusunu ifade eder. Hatta, Didim Apollon Tapınağı’nın platformuda, 7 basamaklıdır ve bu sayı, tanrının kutsal sayısı olarak kabul edilir. Sembolizm, prensiplerine göre 4 dünya, 3 gök olduğu için 7 sayısı, yerle göğü birleştiren bir sayı olarak telakki edilir.

Merkezdeki Kanatlı Figürün ayaklarının dibindeki ışıklı küre bir başka mistik göndermedir, simyanın gizemlerine…

Arka planda bir kuyrukluyıldız ve gökkuşağı vardır. Kuyrukluyıldızın o dönemde felaket getirmesinden korkulan Komet Kuyrukluyıldızı’ nı sembolize ettiği düşünülmektedir.

Demir Çivi, insanın yaşamında çekebileceği tüm maddi ve manevi acıların sembolü.
Testere ve Tahta Parçaları,
Genellikle sabrın ve kararlı olmanın sembolüdür testere. Tahta ise şekillendirilebilen herşeyi sembolize ediyor.

Duvardaki sihirli kare dışında bir de gravürün adında (1) sayısı var. Acaba bu bir sayısı nedir diye araştırdığımda, okuduklarımda genel kanı şöyledir.

Alman felsefeci Agrippa von Nettesheim’in ‘De Occulta Philosophia(Okült Felsefe)’nin 1510’dan sonra Almanya’da dolanan el yazmasında geçen bir açıklamaya dayanıyor. Filozof melankolinin sorumlusu olarak görülen kara safranın yanında yaratıcılığı ortaya çıkaran bir de ak safra olduğunu ileri sürer ve üç melankoli türünden bahseder: Birincisi melancholia imaginationis; kültürsüz insanları yönetip ressam ve mimar olmalarını sağlar (“Imaginationis” ifadesi aslında hayal gücünün akıl(mind) ve mantık(reason)dan daha üstün olduğunu vurgulamaktadır).

İkincisi melancholia rationis; akıl yoluyla bilgiye ulaşan felsefeciler, doktorlar vb. ifade eder ve kitaplarla sayılarla ilgilidir.

Üçüncü tür ise melancholia mentis; yüce olanları, Tanrı’nın yasasını kapsar.

Dürer eserinin merkezindeki karakterle kendisini benzeştirerek gravüre bu ismi vermiş olabilir.

1500 Tarihli portresinde imzasını “Ben Nürnbergli Albrecht Dürer kendi kendimi yarattım” olarak atar Dürer. Bu çalışması Rönesans ruhunu taşıması, özgürleşme, insanın öncelik kazanması ve hümanizm açısından önemlidir.

Gravürü duvara yansıtıp saatlerce, günlerce bakarak bir çok sembolü birleştirip, göremediğimiz nesneleri ve bunların diğer nesnelerle ilişkilerini düşünüp sayfalar dolusu not tutabilirsiniz…

Benden şimdilik bu kadar.

809 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Ademoğlu İnsanın önlenemez düşüşü!Ademoğlu İnsanın önlenemez düşüşü! '' Timeo homini uni librium'' “Tek kitabı olan adamdan korkarım.” (Latin deyişi) Ademoğlu "İnsancık" düşmüştür. "İnsan gibi İnsan" olduğunun hatırasını bile unutmuştur. Bu […]
  • “An”ı Yaşayabilme Sanatı“An”ı Yaşayabilme Sanatı Carpe diem… Çoğumuz bir şekilde duymuş olabiliriz “carpe diem”i… Ama “anlat” deseniz her kafadan ayrı bir ses çıkar… “Ölü Ozanlar Derneği” isimli film tanıttı bu yaşam […]
  • Kültürlü olmak için mutlaka zengin olmak gerekmez – 1Kültürlü olmak için mutlaka zengin olmak gerekmez – 1 TRT'de çalışan keratokonuslu bir hastam (keratokonus için bakınız : http://www.ahmetgirgin.net/goz_tedavileri_keratokonus.html ) dün akşam için bana bir konser davetiyesi getirdi: iyi ki […]
  • Yola Çıkarken…Yola Çıkarken… İnsanın evriminde hiç kuşkusuz 5 duyusunun rolü büyük olmuştur. Bütün diğer hayvanlar gibi insan da doğayla iletişiminde beş duyusunu yoğun biçimde kullanmıştır. Ancak ayağa kalktıktan […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ekim 2020
P S Ç P C C P
« Eyl    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler