felsefe taşı

Zamanın Ortası

Zamanın Ortası
Aralık 22
08:58 2017

Gözlerini açtığında alarmının çalmasına bir kaç dakika vardı. Dinlenmişti. Yatağında doğrulup, odanın soğuğu içinde uyanmadan yorganın altındaki sıcaklığın son yudumunu da tüketmek istiyordu…

Her ne kadar o yataktan kalkmayı istemiyorsa da kalkması gerekiyordu; keza gecikme sınırlarına dayanmıştı zaman…

Kalktığında oda duvarındaki saatli maarif takviminde duran yılın son günü yaprağını gördü. “Bir yılı daha devirdik ha?” diye geçirdi içinden…

Otomatik pilotta yapılmış bir tıraşın ardından o, tıraş olurken demlenmiş taze çay ve bir kaç parça kahvaltılık ile bilindik sabah öğününe geçti… Yudumladığı her yudum çay, sanki damarlarına katılmış, kan olmuş, tüm vücudunu ısıtmıştı…

Evden çıkarken aynanın önüne, çıkarken almak için koyduğu bir minik paketi unutarak çekti kapıyı… İş yerinde herkes birbirine hediye verecekti bugün halbuki…

Her sabahki otobüsüne sakin ve koşmadan yetişti. Yine başka bir belediye otobüsü şoförü vardı direksiyonda. Lisedeyken her gün aynı şoför ile gittiği, her sabah selamlaştığı, akşamları da “iyi geceler” dileyerek indiği günler canlandı hafızasında… Hemen bir kaç adım arkasında duran bir gün gibi canlıydı o hatıralar oysa ki… Gülümseyip önüne döndü…

İş yerinde, herkeste bir heyecan vardı. Bunun birinci nedeni öğleden sonralarının tatil olmasıydı. İkincisi de; “Allaaaaah! Nasıl unuttum ya??? Hay Allah! Ne yapacağım şimdi! Hediyeyi unuttum aynanın önünde!” diyerek hatırladığı öğle yemeği ile karışık “yıl (sonu/başı)” partisi… Gidip yeni bir hediye alacak zamanı da yoktu… Gerçi zamanı olsa parası da yoktu… Aldığı hediyeyi de cüzdanındaki paraya nasıl olduysa arada giydiği bir pantolonun cebine koyduktan sonra unutup çamaşır yıkarken şans eseri fark ettiği 50 TL’yi de ekleyerek almıştı… “Ne yapayım 5 Ocak’ta veririm artık hediyesini” dedi içinden…

Öğlen herkes büyük bir keyifle hediyelerini birbirine verirken o, hediyesi unuttuğu çalışma arkadaşına gidip durumu izah etmişti.

Saat ikindi vaktine bile gelmeden herke birbirine “iyi seneler” diyerek kocaman gülümsemelerle ve koşar adımlarla çıktılar şirketten. O, yine aynı sakinlikle evinin yolunu tuttuğunda hava henüz kararmaya bile başlamamıştı…

Yol boyu cadde üzerinde süslenmiş rengarenk vitrinlere, alış veriş yapanlara, cıvıldayan çocuklara baktı… Bu sene de yılın herhangi bir günü gibi evinde tek başına geçirecekti serinden soğuk, soğuktan sıcak evinde… Neyse ki çıkmadan muhasebeden maaşların öğleden sonra yattığına dair bilgi gelmişti şirkete…

Otobüsten indikten sonra alış veriş yapmak için bir markete gireyim dedi önce… Daha dışarıdan gözü dönmüşçesine içeride meydan muharebesi yapan insanları gördü. O kalabalığın içinde onu öldürürlerdi. Göze almadı bu alışveriş harbini… Bakkala doğru yöneldi. Zaten marketlerde mahalle bakkalının o ekmek ve deterjan kokan kokusu, elektrik parası daha az gelsin diye az yakılan elektriğin getirdiği loşluğu da yoktu… O bakkala adım attığında 6-7 yaşlarındaki haliyle giriyor gibiydi ve her seferinde bakkala misket, eti puf, futbolcu kartları soracakken evinin temel ihtiyaçlarını sorup, alıp çıkıyordu.

Herhangi bir akşamüstü yaptığı gibi bir mutfak alışverişi ile evine doğru giderken evine bu yıl son defa yürüdüğünü düşündü. Ne de olsa seneye çıkacaktı evden…

Eve girip de kapıyı açtığında onu ilk, sabah aynanın önünde unuttuğu hediye paketi karşıladı… “5 gün daha misafirimsin!” dedi gülümseyerek ışıltılı pakete…

Evde doğalgazlı merkezi kalorifer sistemi vardı sözde… Kendini ısıtmayan petekler için her ay yüzlerce lira para veriyordu.

İş kıyafetlerini değiştirdiyse de her zamanki kalın eşyaları ile soğuktan olabildiğince korumaya çalışıyordu kendisini. Pijamaları, üzerine kalın hırkası, ayaklarında yün çoraplar… “Noel Baba’nın komşusuyum sanki; hale bak! Kutup, bu evden bir kaç derece soğuktur muhtemelen!”

Yemek ve bulaşık derken yılın son saatlerine ulaşılmıştı nerdeyse. Ne iyiydi ki yarın tatildi. Sabah sıcacık yatağından erkenden çıkmak zorunda kalmayacaktı. Hatta hemen yatsa mıydı acaba? Dinlenirdi hem…

Yine de gözü televizyona kaymadı değil. Televizyonda dünyanın çeşitli ülkelerinden, şehirlerinden yeni yıl görüntüleri, 2014’e ait ilginç olaylar, komik videolar, spor karşılaşmalarından anlar vb… bir sürü eğlence vardı…

Bir yandan da gözü saatindeydi. Son 54 dk… “Yeni yıla girelim de yatayım; maazallah gelmez melmez” diye gülümsedi…

İzlediği programlardaki müziklere de eşlik etti. Yılbaşı hiç fena olmamıştı aslında. Yılın hiç bir gecesinde televizyon izleyerek bu kadar eğlenmiyordu.

Reklam arasında fark etti ki duvardaki saati durmuştu. Yarın pilini değiştiririm diyip yanından geçti. Kolundaki saat yeni yıla 26 dk kaldığını söylüyordu…

TVlerde yeni yıla girmeden önce olan son geri sayımı izlemeye çalışırdı. Bu sene de izleyecekti. Spikerler sanki kendi kanallarındaki geri sayımı izletmek için reklam kokan cümleler söylüyor; onu meraklandırıyorlardı… TVden takip ederken eski yılın son nefeslerini, yeni yılın ilk nefesi de hazırlanıyordu.

Spiker; birazdan geri sayım yapılacağını ama tabii ki her zamanki gibi “Reklamlardan sonraaaaa!!!” diyerek onu da beklemeye almıştı. Kısa bir süre sonra saatine baktı… 1 dk kalmıştı artık… Bari son 1 dk’yı zamana, saatime bakarak değerlendireyim dedi… Saniyelerin 30’a (biraz da yerçekimi nedeniyle) daha kolay ve hızlı, 30-60 arasında ise daha giderek yavaş ve zorlanarak (yine yerçekimi nedeniyle) ulaştığını düşünürdü…

Saniyeler 30’dan yukarı doğru çıkarken o da bir bir sayıyordu; “41, 42, 43, 44, 45… (geri sayıma 5 sn kaldı) 47, 48, 49… veeeee üst kat komşuları da başlamıştı işte; 10!, 9!, 8!, 7!, 6!, 5!, 4!, 3!… … ??? … ne oluyor böyle? saniye durdu? Saat durdu, zaman durdu? TV dondu! Herkes ne kadar yavaş hareket ediyor böyle?

4! NE! biraz önce 3 demiştik halbuki??? Bant yayın yaparlarken yayın makineleri mi bozuldu yoksa? Necefli Maşrapa vardı eskiden; TRT zamanında…

5!, 6!, 7!!! Neler oluyor???

Başka kanala geçip diğerlerine baktı. Onlar da geri sayımı ileri doğru yapıyorlardı. Allah allah! “Bu sene de yeni yıla girilen ilk 10 mu sayılıyor acaba?” diye düşündü içinden… Adamlar her sene yeni bir alengir çıkartıyorlardı. Saatine ilişti gözü… O da geri doğru gidiyordu??? YOK ARTIK!

Zaman geri doğru mu gidiyordu? neydi durum?

TV’de izlediği herşeyi tekrar izliyordu. Bir şarkıcı iniyordu sahneden; ondan öncekini bildiği için bir sonrakini de biliyordu??? Uykusu kaçmıştı? Ne içmişti o bu akşam? Bir gariplik vardı her şeyde? Üst kat komşuları da tamamlamışlardı sayımı; 8!, 9!, 10!!!???

Bütün akşam TV izlediği koltuğuna oturdu. “Nasıl yani?!?!?” diye yüksek sesle kendi ile konuşur gibi bir cümle kurdu. Şaşkındı.

Düşündü… Her şey şimdi bu noktadan geriye doğru tekrar mı yaşanacak? Nereye kadar? İlk insana kadar? “Yok canım! Olmaz öyle şey?” derken gözü saatinin geri doğru giden saniyesindeydi. Şimdiden 2014’ün 3 dakikası vardı bitmesine!?!?

Neydi bu; zamanın ortası mı?

Bir süre oturup gözlerini kapattı… Ama hatırlıyordu olanları. Spiker birazdan yeni yıla gerisayım yapacaklarını ama kısa bir reklam molası olduğunu söylüyordu??? Reklamlar yeni bitmişti oysa ki???

O akşam izlediği her şeyi sanki dejavu oluyormuşçasına tekrar izliyordu… Bir terslik, bir aksaklık, hatırlamadığı bir şeyler arıyordu. Ama yoktu…

“İyisi mi gidip yatmak ” dedi… Ama hiç uykusu yoktu. Hatta oturdukça yorgunluğu geçiyordu. Saat o kadar geri gitmişti ki artık gün aydınlanıyor gibiydi. “Sabah mı oldu acaba!” diye düşünürken herkesin sokakta ellerindeki paketlerle evlerine gitme telaşında olduğunu gördü. “Bu kötü bir rüya olmalı!” diye düşündü.

Dayanamadı giyinip dışarı çıktı. Bakkala gitti. Onunla bakkalda karşılaştığı mahalle sakinlerinden birileri alışverişlerini yapmış evlerine doğru gidiyorlardı. Markete doğru gitti; insanlar meydan muharebesinin en kanlı noktasında birbirlerini ezerek kasaya ulaşmaya çalışıyordu.

Otobüsü geldi. Bindi. Şirketine giderken, gelirken gördüğü her şeyi tekrar yaşıyordu. Şirketinde indi. Çalışma arkadaşları ellerinde torbalarla firmaya geliyorlardı. Partinin ortasında buldu kendini… herkes hediyeleri açmıştı…

Fazla gelmişti hepsi… Durdu. Giyindi ve koşarak çıktı dışarı. Her zaman otobüs ile gittiği evine koşarak gitti. Kan-ter içindeydi… Dışarısı soğuktu ama hiç etkilenmemişti soğuktan.

Evine girip kapıyı iyice kapattı. Düşündü; “her şey ne yaşanmışsa olduğu gibi terse doğru gidiyor” dedi… Her şey böyle giderse yakın geçmiş başta olmak üzere yaşamından çıkan, kaybettiği her şey geri gelecekti… En çok da yıllar önce kaybettiği annesi geldi aklına; “kaç yıl kaldı anneme?” dedi.

Sonra düşündü; “bu zamanda geri yaşanıma dirilişler dahil mi?” Bilmiyordu? Bir sürü soru vardı kafasında. Hep düşünmüştü; katıldığı tüm cenazelerde orada olan kişiler, vefat edenin hep bir yakını, tanıdığıydı. Onlarla sıfatsal bağları vardı. Birinin annesi veya babası, birilerinin evladı veya teyzesi, hala veya dayısı gibi… Katıldığı tüm cenazelerde de vefat eden kişinin doğduğu günü düşlemeye çalıştığı aklına geldi. Daha sonra kurulacak tüm bağlardan, sıfatlardan yoksun birinin kızı ya da oğlu olarak dünyaya geliniyordu oysa ki…

Hemen tuttuğu günlüklere baktı… Yıllardır tuttuğu günlüklerin bugün, tam da böyle bir zaman kırınımı ile işe yarayacağını aklının ucuna bile getirmemişti…

Kütüphanesindeki eski yıllara ait günlüklerini çıkarttı. Daha önce kolileyip koyduğu eski günlüklerini de buldu tozlu, nemli, buz dolaplardan…

Uzandı yatağına… Bir, bir okumaya başladı günlüklerini… Daha önce merak ettiği “geleceğe” bu sefer kendi elleri ile yazdığı geçmişinden okuyarak hazırlanacaktı…

Not: Herkese keyifli bir yeni yıl dileklerimle…

978 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Tüketerek değil, çoğaltarak beslen…Tüketerek değil, çoğaltarak beslen… “Yüz gram pastırma kadar değerin var mı?”. Olmayabilir. İnan bana, olmayabilir. Ama, ola da bilir. Bu tamamen, seni yiyene verdiğin haz ile ilgilidir. Diyelim ki, sinirli bir şeysin. […]
  • Bir Kelimeden Daha Fazlasıdır “Anne”…Bir Kelimeden Daha Fazlasıdır “Anne”… Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan biri sanırdım ölümleri... Hele ki, giden insanın canının iki yarısından biriyse... Hangi kelime anlatabilirdi ki ölümün gücünü? Nur Evliyazade Aktan […]
  • Kayıp EşyaKayıp Eşya Şubat ayının son günüydü. Muş havaalanında memurluğa başladım. Müdür bey "kayıp eşya bölümü şefi oldun" dediğinde pek sevindim, memurluğun ilk günü 'şef' olmak ... Rabbim "yürü ya […]
  • Mona Lisa’nın Teğellenmiş HikayeleriMona Lisa’nın Teğellenmiş Hikayeleri Bütün gün bir vitrinin içinde, el el üstünde, yüzünde yarım bir gülümseme ile tek başına oturmak hiç de kolay değil. Her akşam Oyuncak Müzesi kapandıktan sonra bir oh çekiyor, ayağa kalkıp […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Mayıs 2018
P S Ç P C C P
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Arşivler