felsefe taşı

Ben Daha Çince Öğrenecektim

Ben Daha Çince Öğrenecektim
Mayıs 29
14:14 2020

“Ben daha Çince öğrenecektim,” diye düşündü yaşlı kadın, burnundaki kaymış gözlüğü iterek. Koltuğunda hafifçe doğruldu ve yanındaki sehpa üstüne duran kalın defteri eline aldı. Sayfaları karıştırmaya başladı, aradığı yazıyı buldu.

“Sevgili ben,
Bunu sana yapacak bir şeyin olmadığını düşündüğünde, oturup ölümü beklediğinde okuman için yazıyorum. Evinde binlerce kitap, onlarca boş defter var. İnternet elinin ucunda, kullanmayı da biliyorsun. Biliyorsun değil mi? Hala öğrenecek çok şey var. Dünyada bilmediğin, merak ettiğin ne varsa öğrenebilirsin. Boşuna bilgi çağı dememişler, değil mi?”
Kendisiyle böyle samimi konuşan bu kişiden rahatsız olmuştu kadın. Belli ki bu sözleri yazan insan, ölüm korkusunu kalemin arkasına saklamış ve yapmacık bir neşe icat etmişti.

Yaşlı kadın defteri tekrar sehpaya koydu ve korkunun kendisini sarmasına izin verdi. Bu sabah uyandığında sahte neşesi, yoktan var ettiği umudu onu terk etmişti. Bundan sonraki bir sabah olmayacağını sezmişti yaşlı kadın. Bu son sabahıydı, son güneşiydi. Belki bu gece son bir defa daha yatacaktı, belki de akşamüstüne bile yetişemeyecekti.
Dikkatlice yerinden kalktı ama ağrıması gereken beli sanki ona paydos vermişti bugünlük. Kütüphanesine doğru süzülür gibi yürüdü ve elini kitaplarının üstünden geçirdi. Okunmuş, yazılmış, çizilmiş, anlatılmış, öğretilmiş kitaplar.

Güneş sanki kadına iyilik olsun diye özellikle parlaktı bugün – ama nafile. Panjurların arasından sızan ışıklar toz kaplamış camlardan güçlükle içeri girmişti. Kütüphanenin üstüne çizik çizik vuruyordu güneş, sanki aynı anda iki üç kitabı kadına gösterir gibi: bunları oku bak, okudun mu?
Kadının gidecek olmasına kızgın gibi güçlüce esiyordu rüzgar, evin içinde korkunç uğultuları duyuluyordu; sanki kadını ikna etmeye çalışıyormuş gibi. Gitme, kal, daha öğrenecek çok şey var. Okuyacak çok kitap var. Hem daha Çince öğrenecektin?
Sanki üst katında oturan yaramaz çocuklara anne babası fısıltıyla söylemişlerdi, “Alt komşumuz ölecek bugün, hadi biraz sessiz olun onun için. Bari son gününde biraz sükûnet deneyimlesin kadıncağız.”

Bu düşünceye kendi kendine güldü yaşlı kadın.
Bilgisayarına gitti – evet bir bilgisayarı vardı, o şu modern yaşlılardandı, veya bu hikaye daha gelecekte yer alıyor, ikisinden biri – yakın gözlüğünü normal gözlüğünün üstüne taktı ve interneti açtı.

“Çince öğren” yazdı yavaş yavaş, klavyedeki her tuşa işaret parmağıyla basarak, ve arama tuşuna bastıktan sonra çatılmış kaşlarını rahatlattı.
Çince sayıları öğreten uzun bir video buldu; aldı eline defterini ve yazmaya başladı.
Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti bile, işte onu bu yaşa kadar getiren umut ve neşe geri gelmişti; oturup öleceğini düşünmek yerine anı yaşıyordu. Gerçekten ilginç ve anlaması zor olan bir şeye odaklanabilmek, anlayabilmek ne kadar güzel şeylerdi. Öğrenmek ne büyük bir lütuftu.

Videonun yarısına gelmişti, beşe kadar saymayı ve yazmayı öğrenmişti ki kapı çaldı. Videoyu zorlukla durdurdu, yavaşça koltuğundan kalktı – beli hala ağrımıyordu gerçi – ve kapıya doğru yürüdü. Kapı sabırsızca tekrar çaldı, “Geldim,” diye bağırdı kadın.
Kapıyı açtı. Karşısında bir adam duruyordu – zaman kadar yaşlı ama dinç, dokunsan kırılacak ama bir o kadar da heybetli bir adam. Kadın da yaşlı olmasına rağmen adamı yaşıtı gibi algılayamamıştı, sanki adam ondan kat kat daha yaşlı veya daha gençti. Üstünde siyah bir takım elbise, bileğinde de simsiyah bir saat vardı.

Kaşlarını tekrar fark etmeden çattığını fark edince alnını rahatlattı ve adamın siyah gözlerine baktı.
“Kimsiniz?”
“Sizi almaya geldim,” dedi adam kibarca; ama sesinde bir buyurganlık, sabırsızlık vardı.

“Ölüm müsünüz?” diye sordu kadın merakla. “Buyurun içeri, çay ikram edeyim? Yol yorgunluğu vardır üstünüzde, kim bilir ta nerelerden gelmişsinizdir.”
Adam karşısındaki tepkiye olan şaşkınlığını gizledi ve hafifçe güldü. “Çok uzaktan gelmedim,” dedi. Sesindeki sabırsızlık yok olmuştu, yerini ilgi almıştı.
“Neyse canım, sonuçta nereden geldiyseniz beni de oraya götüreceksiniz. Buyurun.” Kadın adama yol vermek için geri bir adım attı ve mutfağa doğru yürüdü. Ölüm olması gereken adam ayakkabılarını çıkarttı ve kapıyı yavaşça kapadı.
“Siz oturma odasına geçin, ben çay demleyeyim,” dedi kadın. Adam tozlu oturma odasına vardı ve etrafına baktı. Kadının normalde oturduğu koltuk dışındaki her yüzeyde en azından bir kitap duruyordu. Birkaç kitabı kaldırıp kanepenin bir köşesine yığdı ve öbür köşeye oturdu.

“Demek Çince öğreniyorsunuz. Konuşabiliyor musunuz?” diye sordu adam seslice, ve kadın mutfaktan cevap verdi. “Daha yeni başladım.”
Adam sessizce başını salladı ve rüzgarın kızgın uğultularını görmezden geldi. Kadın oturma odasına geri döndü.
“Çayın olmasına biraz var. Sohbet edelim isterseniz. Nasılsınız?” diye sordu koltuğuna oturarak.
“Çok yorgunum,” diye cevapladı adam. Gerçekten de, kadın dikkatli bakınca adamın gözlerinin altının çökmüş olduğunu gördü. Hatta adamın bütün yüzü çökmüştü.
“Biraz yatıp dinlenin isterseniz, ben ses çıkarmam,” dedi kadın. “Yok, sağ olun. Epey meşgulüm, çok kalamam zaten.”
“Ne işle meşgulsünüz?”
Ölüm olacak adam gülümsedi. “İşimden dolayı çok seyahat ediyorum,” diye soruyu geçiştirdi. “Daha birkaç gün önce ben de Çin’deydim. Çincem çok iyidir, isterseniz öğrenmenize yardım edebilirim.”
“A, öyle mi?” Kadın şenlendi. “Dil bilmek ne kadar güzel bir şey.”
“Ben konuşulmuş her dili biliyorum,” dedi adam. “Övünmek için söylemedim tabii, işimin gereği.”
“Kayığınız var mı? Ya da üç başlı köpeğiniz?” diye sordu kadın. Her halinden belliydi eğlendiği. Adam da ona uydu.
“Tabii ki, olmaz olur mu? Tırpanım da var, ama çok ağır; arabada bıraktım.”
“Tanrıyı tanıyor musunuz peki?” diye sordu kadın. “Yaptığı işlere hayranım, bunu ona iletir misiniz? Gerçekten muhteşem.” Ellerini havaya kaldırdı ve etrafını gösterdi.
“Bunları mı diyorsunuz?” Adam da etrafı gösterdi. “Bunları Tanrı yapmadı ki efendim, inşaat şirketleri, mimarlar, marangozlar yaptı. Tanrının yaptığı en son şey bendim.”
Bir süre sessizce oturdular.
“Nereye götüreceksiniz beni?” diye sordu kadın, sesi titreyerek, sanki cevaptan korkuyordu ama bunu belli etmemeye çalıştı.
“Nereye gitmek istersiniz?” diye sordu adam.
“Nasıl yani?”
Kadın düşündü. “Hiçbir yere gitmek istemiyorum. Olur mu?” diye sordu.
“Burada mı kalmak istiyorsunuz?” diye sordu adam, yine aynı kibar ses tonuyla. “Bu evde?”
Kadın başını evet anlamında salladı.
“Kapıcı kapıyı açıp içeri girdiğinde, cesedinizi bulduğunda, polisler gelip götürdüğünde, evinizin eşyaları toplanıp verildiğinde… bu duvarların arasına başka insanlar gelip yerleştiğinde de burada mı olmak istiyorsunuz?”
Kadın cevap vermedi.
“Bu bina eninde sonunda yıkıldığında, bu insanlar, bu ülke, bu medeniyet, bu ırk eninde sonunda yok olduğunda… burada mı olmak istiyorsunuz?”
“Seçeneklerim neler?” diye sordu kadın şakayla karışık. “Reenkarnasyon seçebilir miyim mesela?
“İster miydiniz?”
“Neden olmasın?” diye sordu kadın.
Adam eliyle bilgisayarı gösterdi. “Bu Çince sayıları baştan öğrenmek ister miydiniz?” Kütüphaneye başını salladı. “Bunca kitabı tekrar ilk defa okumak?”
“Siz hiç çok güzel bir kitabı okuduktan sonra tekrar asla ilk defa deneyimleyemeyeceğiniz için üzüldünüz mü?” diye sordu kadın. Adam başını salladı.
“Biten her şeyin arkasından ‘keşke bitmeseydi’ demek, insanın doğasıdır. Asla bitmeyen hiçbir şeyin değerini bilmemek de. Hayatım boyunca asla bitmesini istemediğim birçok şey yaşadım, ama hepsi bitti. Buna hayatın kendisi de dahil.
“Her şeye yeniden başlamak, tekrar masumiyeti tatmak, tekrar ilk defa aşık olmak, tekrar ilk defa ağlamak… tekrar ilk defa binlerce kitap okumak. Bundan daha güzel ne olabilir ki?”
Ölüm olacak adam düşündü biraz.
“Sizin hakkınızda her şeyi biliyorum,” dedi kadına merakla, “Çoğu kez vazgeçmek istediğinizi de. Şunun gibi bir sürü deftere,” sehpa üzerindeki kalın defteri işaret etti, “hayatın acıdan ve kederden ibaret olduğunu yüzlerce kez farklı kelimelerle yazdığınızı biliyorum. Yine vazgeçmek istemeyeceğiniz ne malum? Ya pişman olursanız?”
“Acı ve keder hayatın bir parçasıdır, evet, ama zevk ve mutluluk da öyle. Öyle zamanlar oldu ki, vazgeçmek istediğime inanamadım. İnsanı insan yapan özelliklerinden biri de defalarca fikrini değiştirmesi, kendisinden utanması değil midir?”
Kadın, adamı güldürmeyi becerdiği için gururla gülümsedi. “Bu sabah çok korkuyordum, çünkü ölüm bilinmez bir mecra. Ama tekrar dönmeyi seçebiliyorsam korkacak bir şey yok demektir. Benim bildiğim tek şey yaşamak. Tekrar yaşamayı seçebilir miyim?”
“Sahip olduğunuz her şeyi kaybetmekten korkmuyor musunuz?”
“Sahip olduğum tek şey hayatımdı, ve sizden bana yeni bir tane vermenizi rica ediyorum,” dedi kadın. Yavaşça yerinden kalktı ve sıcak suyla çay demlemek için mutfağa gitti.
Ölüm olacak adam sehpa üzerindeki defteri aldı ve kadının kendisine birkaç ay önce yazdığı kısa paragrafı okudu. Kadın içeri dönünce ona bir şey fark etmiş gibi gülümsedi.
“Sahip olduğunuz her şeyi – tek şeyi – kaybetmekten korkuyorsunuz. Korkmayın.”
Kadın tekrar kaşlarını çatmıştı. “Nasıl korkmayayım? Bundan korkmak kadar doğal bir şey olabilir mi?”
“İnanın bana, dünyada şu ana kadar yaşamış herkesin ölüme olan tepkisine tanık oldum. Tabii ki doğal bir şey bu, ama gereksiz.”
“Nereye gideceğim ama?” diye sordu kadın çaresizce. “Madem tekrar dünyaya gelemeyeceğim, nereye gideceğim? Daha öğrenecek, deneyimleyecek çok şey var burada; daha ben Çince öğrenecektim.”
“Öleceksiniz,” dedi adam sakince.
“Hayır,” dedi kadın; adam gelmeden önceki korku onu tekrar sarmıştı, “hayır, hayır, hayır, ben buradan gidemem; nereye gidebilirim ki?”
“Ölmek çok büyük bir macera,” dedi ölüm olacak adam ve ayağa kalktı. Kadın hala hızlıca başını sallıyordu. “Siz yerinizden kalkmadan binlerce maceraya tanık olmuşsunuz, evinizden çıkmadan dünyayı gezmiş, nefes nefese kalmadan koşmuş, düşmeden atlamışsınız. Hayatınızı başkalarının kaleminin ucunda geçirmişsiniz. Artık sadece size ait bir maceranız olsun istemez misiniz?” diye sordu adam.
“Ben daha Çince öğrenecektim,” dedi kadın sessizce.
“Gideceğiniz yerde Çince bilmenize gerek olacağı ne malum?” dedi adam ve saatine baktı. “Çok vaktimiz kalmadı, çayı içemeyeceğiz maalesef. Üzgünüm.”
“Cennet cehennem var mı peki? Ben hangisine gideceğim?” diye sordu kadın hızlıca. Korkudan vücudunun kaskatı kesildiğini hissediyordu, karnına ağrılar girmişti.
“Gitme cesaretini gösterecek misiniz?” diye sordu adam cevap olarak.
Kadın yavaşça ayağa kalktı, başka seçeneği yoktu artık. “Yanımda bir şey götürebilir miyim?” diye sordu.
“Sahip olduğunuz tek şeyin hayatınız olduğunu sanıyordum,” dedi ölüm olacak adam. Kadın korkmasına rağmen güldü. “Onu benden alıyorsunuz ama.”
Mutfağa gidip çayın altını kapattı. Oturma odasına döndüğünde adam hala ayakta duruyor, onu bekliyordu.
“Pişmanlığınız var mı?” diye sordu adam. “Çince öğrenmeye daha erken başlasaydım keşke, onun dışında yok,” dedi yaşlı kadın ve ölümle iki dostmuş gibi gülüştüler. Adam kolunu kadına uzattı, kadın kibarca adamın koluna girdi ve yavaşça kapıya doğru yürümeye başladılar.
“Ölmek istemiyorum,” dedi kadın fısıldarcasına, yürürlerken.
“Az önce bana acı ve kederin hayatın bir parçası olduğunu, arkasından mutluluk geldiği için yaşamaya değdiğini söylediniz,” dedi adam. “Ölümün de hayatın bir parçası olduğunu bilmiyor muydunuz?”

666 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Heykeltıraş RasimHeykeltıraş Rasim Bir arkadaşım var, Rasim. Heykeltıraş Rasim. Heykel yapar. Bir elinde çekiç, bir elinde taşçı kalemi, sabah akşam tak tuk taka taka tuk tuk tuk… Geçen gün yanındaydım, “bi dön […]
  • Mantarlar ve Kuzuların KültürüMantarlar ve Kuzuların Kültürü Spor sonrası eve gelirken gözünün önünde lezzetli yemekler geziniyordu. O kadar acıkmıştı ki yemeğinin yapılmasını bile bekleyebilecek gibi değildi. Önce tüm malzemeleri mutfak […]
  • 2018 Rengini Gösterdi2018 Rengini Gösterdi Bugün bir toplantımızı, şirketin girişinde olan Kitchenette'te yaptık. Açıkçası havasız toplantı odaları yerine, cafeleri tercih ediyorum. Gelmelerini beklerken bir Cappucino aldım. Daha […]
  • İyi ki doğdun Annem…İyi ki doğdun Annem… Canım anneciğim, bugün 16 Mart senin kutlayamadığım ilk doğum günün, Alışmak denen berbat kavramdan ne kadar nefret ettiğimi bildiğinden, hiçbir şeye alışmayan ben, senin yokluğuna da […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Eylül 2020
P S Ç P C C P
« Ağu    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Arşivler