felsefe taşı

Okyanusun Kıyısında

Okyanusun Kıyısında
Nisan 07
11:51 2015

…Okyanusun kıyısında oturmuş derin düşüncelere dalmıştım. Yaşam neydi, ölüm neydi, ruhsal gelişim neydi? Hep bildik yanıtlar, hep aynı tekrarlar, dön dolaş işin içinden çıkamıyordum. Bunların yanıtını bilmek nasıl olurdu diye geçirdim içimden ve güneşin altında şöyle bir uzandım. Gökyüzü masmaviydi. Hava enfesti. Kendimi denizin sesine, kumların sıcaklığına, güneşin ışığına bırakmıştım…

Güneşin ışığı mı? Nerede? Hemen gözlerimi açtım. Tepemde birisi vardı. Hemen doğruldum yerimden… “Korkma, ben sorularının yanıtları için geldim” dedi. Onu tarif edebilir miydim bilmiyorum, çünkü biliyordum ki nasıl görmeyi hayal ediyorsam o şekli alabilirdi. Yaşlı bir bilge adam, zeki bakan bir çocuk, ruhsal bir öğretmen… Asıl olan ise sadece onun orada olduğu ve benimle konuştuğuydu…

Yerden eline bir parça kum aldı ve kumlar bir anda camdan bir bardağa dönüştü. “İşte bu bedenin senin…” Sonra da okyanusa daldırdı bardağı ve güneşe doğru tutup şöyle bir baktı, “ruhunu da doldurduk… geriye sadece adı kaldı…” Cebinden bir kalem çıkardı ve bardağın üzerine “Hasan” yazdı. “Evet, imalat tamam. Al bakalım işte bu sensin…” Şaşkınlıkla ona bakıyordum ve bana “kapat gözlerini birkaç saniyeliğine sonra da aç…” dedi. Kapattım ve sonra açtım. Tüm sahil bardaklarla dolmuştu. Her birinin içi okyanus suyuyla doluydu ve üzerlerindeki isimleri okuyabiliyordum: Seda, Gökhan, Ebru, İdil, İlyas, Tansu, Jack, Jill, Thomas, Markus, Ana, Nadine, Joao… Sonsuz sayıda bardak, sonsuz sayıda isim…

Karşımdaki manzarayı algılamaya ve yorumlamaya çalışıyordum…
“İşte dünyadaki varoluşunuzun özetidir bu. Okyanus ruhunuz, sahil ise dünyanız… Her biriniz ayrı bardaklar içinde aynı okyanussunuz, ama birbirinizi ayrı zannediyorsunuz…” Sonra parmağıyla bardağın üzerindeki ismi sildi. “Bak benliği silme temelli öğretilerin yaptığı aslında budur. Benliği bardağın üzerindeki isimden ibaret zannederler ve ismi yoketmeye çalışırlar. Evet, ismi silmek görüldüğü gibi kolay, ama sen halen bardağın içindesin. Sadece artık bir kimliğin yok, ama halen okyanustan ayrısın… Ne okyanus olduğunu biliyorsun, ne de dünyada kim olduğunu… Bu yüzden amacın benliğini silmek olmamalı…” Sonra kalemle bardağın üzerine yeniden ismimi yazdı ve ardından da içindeki suyu okyanusa döktü. “İşte öldüğünde yaşayacağın da budur. Yeniden ruhun okyanusuna karışırsın. Sonsuz okyanusun parçası olmaktan, yeniden onunla bütünleşip sonsuz okyanusun kendisi olma sürecidir ölüm…” Sonra da elindeki bardak kuma dönüştü ve sahile dağıldı… “Her şey başladığı yere döndü… Ama bir senaryo daha var…” Parmağını geriye doğru salladı ve bir anda kendimizi birkaç dakika öncesinde bulduk. Üzerinde Hasan yazılı, okyanus suyu dolu bardak elindeydi… Bardağı okyanusa fırlattı… “İşte Hasan şimdi gerçek kendini buldu. Hem de yaşarken… Ölmeden öldü…”

Ama o artık dünya değil diye itiraz edecek oldum. Gülümsedi. “Sen öyle san…” demesiyle birlikte dalgalar sahile bardağı getiriverdi, hem de içi dolu olarak… “Artık Hasan her iki dünyada da varolabilir. Kendisinin kim olduğunu biliyor, hem bu dünyada, hem de ötekinde… Şimdi gel benimle…” Kendimizi bir anda gökyüzünde bulduk. Aşağıda sonsuz bir okyanus ve okyanusun içindeki, az önce sahilinde uzandığım ada duruyordu… Yukarıdan bakınca ikisi arasında hiçbir ayrım yoktu. Ada, okyanusun içinde varolan çok güzel bir kara parçasıydı… “Sonsuz okyanus ve içindeki minik ada… Etrafa biraz bak istersen, sayısız adalar ve takımadalar göreceksin… Bunlar başka dünyalar, galaksiler ve evrenlerdir. Hepsi okyanusun içindedirler… Buradan bakıldığında iki dünya arasında bir ayrım görebiliyor musun?” Kesinlikle göremiyordum, bilakis enfes bir bütünlük vardı… “Ada da okyanus kadar gerçek… Çünkü o da okyanusun içinden doğdu…

Yaşam sürecinin tek amacı, okyanusa geri dönmek değil işte. Bedenini oluşturan kumu veren adanın da okyanusun kendisi olduğunu fark edebilmek ve yaşamın her türlü ifadesinin tadını çıkartabilmektir zaman zaman okyanusta, zaman zaman adada… Önünde gördüğün bu resmin adı da varoluştur… Hadi biraz daha tadını çıkart manzaranın…”

****
Bir anda uyandım… Güneşin altında uyuyakalmıştım… Etrafımda kimsecikler yoktu… Vauv, ne rüyaydı derken birden gözüme yanıbaşımdaki bardak çarpıverdi. Üzerinde “Hasan” yazıyordu. Yanında ufak bir not vardı: “Merak etme okyanustan değil, yukardaki pınardan…. Susamışsındır hani… Yarasın…” Başımı gökyüzüne kaldırdım ve teşekkürler deyip buz gibi suyu içmeye başladım…

1.376 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • LemuryalıLemuryalı Uçağa oturdum, biraz sonra yan koltuğun sahibi geldi. Ben diyeyim iki metre, siz deyin üç. Amanııın, bu nasıl bir boy arkadaş? İplik gibi bir gövde üstüne, bir baş oturtmuş […]
  • Süt TozuSüt Tozu Pek kıymetlimiz, muhterem Sam Amıca, Sana elimizi verdiğimiz, senin de kol bacak, omurga ne varsa, bir lokmada höpürdettiğin günlerden bir anıdır şu süt tozu. Üzerinde kenetlenmiş iki […]
  • Elmas mı Bu?Elmas mı Bu? kimilerinin yara izleri yüzündedir bir kahramanlık taşır orada öylece... kimilerinin dizlerinde vardır yaranın izi... yüksek bir yerden düşmüş olabilir belki... kimilerinin yara […]
  • Bir gün bir Fransız ve bir Türk…Bir gün bir Fransız ve bir Türk… Fransız bir arkadaşımla Anadolu'nun bir köyünde düğüne davet edildik. Düğün, dernek işlerinden pek haz etmem ama bizim Charles tutturdu, "Türk gelenekleriyle tanışmak istiyorum, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler