felsefe taşı

Evrenselleş(ebil)mek

Evrenselleş(ebil)mek
Temmuz 21
16:23 2015

Londra’da gerçekleştirilen 2012 Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni hafızalardan silinecek gibi değil…

Görsel şov; evet mükemmeldi…

Ama daha da çarpıcı olanı, açılışta birbiri ardına tanıtılan, İngilizlere ait evrensel değerler…

Sanayi devrimiyle başlayıp evrensel kültüre atılan İngiliz imzası…

Tüm dünya tarafından tanınan, sevilen ve takdir edilen isimler…

İzlerken kıskançlık hissi bile uyandıran “Vay, o da İngiliz’miş” dedirten evrensel markalar…

***

Olmaz ama, Türkiye’nin Olimpiyatlara ev sahipliği yapma talebinin(ısrarının) kabul gördüğünü düşünelim bir an için…

İngilizlerin açılış törenine benzer bir senaryo kurgulandı açılış için diyelim…

Tüm dünyanın tanıdığı kaç tane isim çıkartabilirdik sahneye acaba?

Kaç müzisyen?

Kaç tiyatrocu?

Kaç bilim insanı?

Kaç yazar?

Kaç sporcu?

Kaç evrensel değer?

***

“Evrensel”e Türk Dil Kurumu penceresinden bakarsak “dünya çapında, ölçüsünde” karşılığını görürüz…

Bu sadece kelime anlamı tabii ki.

“Evrensel”in bir de sosyal yönü var…

Tüm dünyada kabul gören ortak değerlerin ve beğenilerin sentezidir evrensellik…

Coğrafyalardan bağımsız, yerel kültürel birikimlerin üzerinde, dünyaya mal olmuş, herkes tarafından kabullenilmiş olandır evrensel…

Ulusal kültürlerin rafine bir kokteyli gibidir evrensel kültür…

Rasyonel düşüncenin, özgürlüğün, aydınlanmanın, fikir özgürlüğünün meyvesidir evrensellik…

***

Türkiye evrensel kültüre ne oranda destek vermiştir ve/veya vermektedir?

İşte tartışılması gereken husus bu…

Elbette birçok değer çıkarmıştır bünyesinden…

Peki, kaçını tanıtabilmiş, anlatabilmiş, pazarlayabilmiştir acaba?

***

Evrensellik her şeyden önce dünyaya açılabilmekle, evrensel kriterlere entegre olabilmekle mümkün…

İşte biz daha evrenselliğin ilk adımında tökezliyoruz…

“Türk’e Türk’ten başka dost yoktur” öğretisiyle büyümüş bir nesil sosyal paranoyalarından kurtulup nasıl dünyayla entegre olabilir ki?

Bizde adettir…

Güzel bir şey varsa, biz yapmışızdır…

Ama hatalarımızın ve kayıplarımızın altında hep yabancıları ararız…

Tarihteki tüm başarısızlıklarımızı yabancılara havale ederiz…

Yöneticilerin dirayetsizliklerini görmez, hep bir takım ülkelerin parmağını ararız sosyal hezimetlerimizde.

Belki de işimize gelir deve kuşu gibi kafayı kuma gömüp kendi kendimize gururumuzu okşamaya çalışmak…

Köşeye sıkışınca da “Elin gâvuru”, “Elin sünnetsizi” der, küçümser, kötüler, sıyrılırız işin içinden…

***

Evrensellik, evrensel kültürü, evrensel dili, evrensel değerleri benimsemekle mümkün…

Yabancı dil bilmeyen bir toplum, okulları yabancı dil öğretme özürlü bir ülkeyiz ne yazık ki…

Sorsanız herkes İngilizce bilir ama “yes” ve “no”dan öteye geçebileni toplam nüfusun çok küçük bir dilimidir…

Biz, bırakın yabancı dili kendi dilimizi bile yeteri oranda bilmeyiz…

Okumayı sevmeyiz ki…

Okumadan bilmek, bilmeden üretmek mümkün mü?

Kitapları tüm dünya dillerine çevrilmiş kaç yazarımız var?

Oyunları tüm dünya tiyatrolarında sergilenen kaç Türk oyun yazarı sayabiliriz?

Eh, dünyayla iletişime girebilmek dünyayla ortak dili konuşabilmekle mümkün..

Yani baştan maça bir sıfır mağlup başlarız yabancı dil yoksunluğuyla…

***

Evrenselliğe giden yol üniversitelerden geçer…

Bugün “yüksek lise”den farksız bir kimlik arz eden üniversitelerimiz Türkiye’nin evrensel kültüre ne oranda katkıda bulunmasını sağlayacak?

Türk bilim insanlarına ait kaç tane buluş var?

Dünya genelindeki bilimsel araştırmalar içinde Türk üniversitelerinin payı nedir?

Tüm dünyanın tanıdığı, ismini tüm dünyanın tanıdığı kaç tane bilim insanımız var?

Ve “o bir Türk” diyerek gurur duyduğumuz bazı kimselerin kaçını gerçekten Türkiye yetiştirmiştir?

Bir Gazi Yaşargil…

1999 ‘da Geleneksel Sinir Cerrahları Kongresinde yüzyılın sinir cerrahı seçilen Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i askerlik hizmetini yapmadığı için vatandaşlıktan ihraç eden biz değil miyiz?

Bir Mehmet Öz…

Ekonomi dergisi Forbes tarafından 2011 yılının en etkili 3. kişisi, Hippocrates Magazin Dergisi tarafından “Yılın Doktoru”, Halthy Living Magazin Dergisi tarafından “Milenyum’un İyileştiricisi”, New York Magazin Dergisi tarafından “Yılın En İyi Doktoru”, World Economic Forum tarafından “Yarının Küresel Lideri” seçilen Mehmet Öz Türk üniversitelerinde görev alsaydı bu ödüllere ulaşabilir miydi?

Bir Okay Temiz…

Yıllar önce kendi özgün müziğini yapmak için çabaladı durdu…

Adama tuhaf tuhaf baktılar, “bunun yaptığı da sanat mı?” dediler.

Sonra gitti İsveç’e Okay Temiz…

İsveçli sahiplendi bağrına bastı yüceltti, sanatının değerini bildi Temiz’in…

Dünyanın dört bir yanında konserler verdi…

Bugün perküsyon alanında tüm dünyanın hakkını teslim ettiği bir deha konumunda…

***

Evet, Türk olabilirler…

Ama bu isimlerin üzerinde emeğimiz var mı?

Bu değerleri Türkiye mi yetiştirmiş, çıkarmıştır?

Bizim üniversitelerimizde yetişmemiş, bizim toplumumuzda yaşamayan, hatta bilakis zamanında sırtımızı çevirdiğimiz kimselerin başarılarını sahiplenmek kolaycılık değil midir?

Bunun, başka ülkelerdeki başarılı sporcuları Türk vatandaşı yapıp bedavadan, yorulmadan madalya kapmaktan ne farkı vardır ki?

Naim Süleymanoğlu’nu yetiştiren biz miyiz?

Elvan Abeylegesse’in üzerinde Türkiye’nin hakkı var mıdır?

Ne kadar kolay değil mi?

Hazır bir yıldızı al, ambalajını değiştir, Türk olarak sun…

Ve kendi kendini kandır…

***

Evrensel bir değer üretemediğimiz gibi elimizdeki evrensel değerlere sahip çıkmıyor olmamız ise olayın trajikomik yanı…

Bugün Türkiye dediğinizde ilk akla gelen isim Atatürk’tür…

Tüm dünyanın önünde ceket iliklediği tek Türk olan Atatürk’ü bile yıpratmak modası peydahlandı son yıllarda…

Sistemli ve bilinçli bir biçimde…

Tüm dünya “çok büyük adamdı” diyor ama aramızda bir grup, mesnetsiz iftiralarla “hayır değildi” safsatasının borazancılığını yapıyor…

Dünyayı güldürüyoruz kendimize!

***

Bir Nazım Hikmet çıkarıyor bu ülke…

Büyük bir şair…

Büyük bir edebiyatçı…

Fransa’da “Nereden geliyorsun?” diye soranlara “Türkiye’den” dediğinizde büyük bölümü şöyle sorar…

“Nazım’ın Türkiye’sinden mi?”

Türkiye’den bile daha çok tanınır Fransa’da Nazım…

Fransa Nazım’ı biliyor, Fransa Nazım’a sahip çıkıyor, ama bizim ülkemizde bugün bile “tukaka” muamelesi görüyor büyük şair…

***

İlk defa bir Türk yazar Nobel ödülü alıyor…

Orhan Pamuk’un siyasi duruşunu, görüşlerini, söylemlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz ayrı konu…

Ama sonuçta bir Türk Edebiyatçı Nobel ödülü almıştır…

Tüm dünya “kalemini” alkışlar ama bizde garibim ne İsa’ya yaranır ne de Musa’ya…

Fazıl Say gibi bir müzik dehası çıkar Türkiye’den…

Dünyanın dört bir yanında konserleri büyük ilgi görür…

Herkes “bu adam bir dahi” fikri üzerinde birleşir…

Bizim ülkemizde bırakın saygı görmeyi, başına gelmedik kalmaz…

Nedense bu ülke, bu toplum, sınırlarını yıkıp, ulusallığı aşıp evrensel boyuta geçmeyi arzulayanlara yaşama şansı vermiyor…

Fıkradaki gibi bu kazandan çıkmak isteyenleri bizzat biz alttan çekiyoruz…

Uyumak tatlı geliyor…

Kimse “yahu uyuyakalmışım” demiyor da fatura uyandırana kesiliyor ne yazık ki…

***

Evet, evrensel kültüre giden yol ulusal kültürden geçer…

Elbette kendi kültürünü bilecek, tanıyacak sahipleneceksin…

Ama bu seni sadece kendi ülkenin vatandaşı yapar…

Dünya vatandaşı olamamışsan, olamıyorsan ülkenin sınırları arasına hapsolursun…

Vizyonun da, görgün de, bilgin de ülkenin sınırlarından öteye geçemez…

Evrensellik kişinin kendi öz kültürünü yadsıması değil bilakis diğer kültürlerle harmanlayıp kendi sentezini yaratabilmesidir…

Halay çekmek seni mutlu edebilir… Ama halayın yanında örneğin bir Sirtaki de biliyor musun?

Orhan Veli’yi okurken duygulanabilirsin ama şimdiye kadar hiç Victor Hugo okudun mu mesela?

Türkü dinlemekten zevk alıyor olabilirsin ama bir klasik müzik te okşuyor mu senin ruhunu?

***

Duvar yıkılıp iki Almanya birleştiğinde devlet Doğu Almanya kökenlilere kredi vermiş “Gidin başka ülkeleri de görün, vizyonunuz genişlesin” demiş…

Türkiye bir demir perde ülkesi olmamasına rağmen ısrarla kendi kendisini sınırları arasına hapseden bir ülke…

Mesela yurt dışına gider insanımız…

Birkaç gün tatil için gitmiştir oysa ama daha ilk gün sokak aralarında Türk lokantası arar kuru fasulye pilav yemek için…

Bugün bir Bodrum’da, Antalya’da tatil yapmaktan çok daha ucuzdur yabancı ülkelere turlar ama gitmeyiz…

Dünyaca ünlü takımlara transfer olur futbolcumuz ama bir iki yıl sonra geri döner, uyum sağlayamaz gittiği ülkeye…

***

Evrensellik vizyonla, eğitimle mümkün…

Parayla filan değil…

Raj Kapoor’un yönetip oynadığı 1951 yapımı Hint filmi Avare’yi herkes bilir de tüm dünyanın izlediği bir Türk filmi var mıdır?

Yabancı ülkelerde yapılan röportajlarda Türkiye sorulduğunda “Hakan Şükür, Galatasaray” dendiğinde göğsümüz kabarır, üzüleceğimiz yerde…

Eğer bir ülke sadece sporcularıyla tanınıyorsa sanatta, kültürde, bilimde geri kalmışlığının bir göstergesidir bu…

Spor bir ülkenin adını duyurur…

Ülkeyi anlatan ise tarihtir, kültürdür, bilimdir, sanattır…

***

Evrensel olabilmek bir anlamda yönetsel erki ellerinde bulunduranların vizyonuyla ilişkilidir aslında…

Atatürk’ün popülizm yapmayıp halkı kendi seviyesine çıkarma kararlılığı evrenselliğe verdiği önemin bir göstergesidir…

Eğer bugün“dünya vatandaşı bir nesil yetiştirme” fikri yerini “dindar bir nesil yetiştirme” arzusuna bıraktıysa, evrenselleşebilmek hayaldir…

Eğer bugün tüm dünya ülkelerine “Kim bilir ülkemizde ne gibi hesapları var” paranoyasıyla yaklaşırsak yalnızlaşmak ve evrensel kültürden uzak düşmek kaçınılmazdır…

Eğer eğitimden kültüre, sanattan spora her alanda farklı düşüncelere de saygı duymazsak tek renkli, kuru bir kültür üretiriz…

Eğer evrensel kültürü yadsırsak, kabuğumuzun içinde sınırlı kalır kendi değerlerimizi kimseye aktaramayız…

Sonuçta ne mi olur?

“Viyana kapılarına dayanmışız” gibisinden mastürbatif sloganlarla kendimizi kandırır, “Türk’e Türk’ten başka dost olmaz” tarzı ninniler eşliğinde uyumaya devam ederiz…

1.545 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Ahilik Haftasının ArdındanAhilik Haftasının Ardından (1261 yılında Ahi Evren’in katli, mistisizm ve felsefe üzerine) Bugünümüz, dünümüzün düşünce ve eylemlerinin eseridir. Yarınımız da bugünkü düşünce ve eylemlerimizin sonucu olacaktır. […]
  • Biz hep Ortadoğulu kalacağız!Biz hep Ortadoğulu kalacağız! Şimdi sizle beni çok etkileyen bir anımı paylaşacağım... Kızım çok bilinen bir ilköğretim kolejinde okurken, 7'inci sınıfta bir İngiliz öğretmen geldi; 20'li yaşlarının ikinci […]
  • BabaBaba Baba; iskele babası, mafya babası, mahallenin babası, dert babası, telli baba, şambaba, baba adam vesselam… Babalığın atfedildiği acı ve tatlı, şiddet ve şefkat içeren daha nice […]
  • En Güçlü Tanık: VicdanEn Güçlü Tanık: Vicdan “Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.” Balzac Vicdan; kendi kendimizi suçlayabilme, sorgulayabilme, direnebilme ve gerektiğinde kendimize bile savaş açabilme, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler