felsefe taşı

Güzellik Kavramı Üzerine

Güzellik Kavramı Üzerine
Kasım 04
14:42 2013

“ Sıcak bir ağustos günü, bir adam İstiklal caddesinde dalgın dalgın yürümektedir. Elleri cebinde bu adam aniden bir afişin yanında durur. Birçok insan için sıradan olan bu reklam afişinde bulunan kadına dikkatlice bakar. Kadının yüzünde incecik bir tül vardır. Yüzünün girinti ve çıkıntıları neredeyse belirsizdir. Adam afişe bakarken, mesajı verilmek istenen ürün ile ilgili diğer imgelerde dikkatini çeker, hatta reklamın kurgulaması hoşuna gider. Kafasını kalabalığın yürüdüğü caddeye çevirir ve aklında özel bir düşünce olmadan, oyalanmak amacıyla yürümeye devam eder. Birden bire reklamdaki kadın, afişten dışarıya adım atar ve caddede yürümekte olan bu adamın bir adım önüne geçer. Kadın koyu renk bir takım elbise giymiştir. Elinde küçük, süslü bir çanta tutmaktadır. Belde daralan ceketi, her adım atışıyla kalçalarını öne çıkaran, hatta yürüyüşünü kısıtlayan dar eteğiyle kadın, kalabalık içinde yalnızlık çeken adamın hayallerine eşlik eder. Adamın gözleri siyah naylon çorabın içindeki bacaklardadır. Adam, kadının yüzünü hala görmemiştir. Kadının giydiği topuklu ayakkabıların çıkardığı tik tak sesleri, gürültülü caddenin içinde çoktan kaybolmuştur. Kadın hızlı adımlarla kalabalığın içinde uzaklaşır, gider. Adam istese de yetişemez kadının hayaline.

Rüyada gibidir adam. Tek gördüğü, yüzü olmayan bir siluet, zarif bir figürdür. Yaşadığı bu durum belleğindeki güzellik imgelerine ait ne varsa, hepsini, bütün çağrışımlarıyla anlık olarak anımsamıştır……”

“İstanbul’da Bir Yalnız” isimli öykü çalışmanın girişinde yer alan bu paragraflar dizisi kimilerine göre “eril bakış” açısıyla yazılmış ve edilgen konuma getirilen kadını basitliğe indirgenmiştir. Hatta kadının güzellik imgeleriyle ilişkilendirilmesinden, yalnızca bu yönüyle ön plana çıkarılmasından memnun olmayanlar da çıkacaktır. Çünkü güzellik kavramı çoğu kadın için bir sorun, hem de günlük ciddi bir sorundur. Güzelliği bir kadının değerinin tek ölçütü olarak görmek özünde aşağılayıcı bir durumdur. Konuyu fazla dağıtmamak adına, bu yazımızda kadını yalnızca dişil güzellik imgesiyle ilişkilendirilmek bize kolaylık sağlayacaktır.
Özellikle Batı dünyasında hiçbir kadın güzellik kavramından kaçamaz. Güzellik, kadının küçüklüğünden itibaren engellenemez bir biçimde kadına ya atfedilecek ya da ondan esirgenecektir. Eğer kadın güzelliğe sahip değilse, onu elde etmeyi umar ve çabalar, eğer güzelliğe sahipse onu bir gün mutlaka kaybedecektir. Peki ama güzellik tam olarak nedir?.
Roland Barthes “Güzellik gerçekten açıklanamaz” derken, bir kadında güzel olduğu düşünülen şeyin, tarihsel dönemler ve kültürlere göre değiştiğini, tam olarak tanımının yapılamadığını bize söylemek ister. Hatta Barthes’ın söylediğini günlük olaylarla özleştirirsek, hani bir güzelliği belirtmek için insanlar aralarında “Venüs kadar güzel!” tanımlamasını yaparlar ya işte bu özünde bize şu soruyu sorar. “ İyi ama Venüs ne kadar güzel?, kendi gibi mi?”.
Güzel’in göreceli bir kavram olması, onun “ne olduğu” ya da “ne olmadığı” noktasında tartışmalara neden olabilmektedir. Güzel’in içinde neler vardır, neler var olmalıdır gibi sorulara yanıt vermek hiç de kolay değildir. Platon güzellik ile ilgili “ ölçü, iyi ve güzelin tamamlayıcı ilkesidir” derken, Aristoteles “Güzelliğin en önemli biçimleri, düzen ile simetri ve kesinliktir”. Der. Aziz Augustinus’a göre ise “güzellik, birleştiren sayı ilkesidir. Burada sayı aynı anda hem matematiksel orantı, hem ritmik düzen, hem de parçaların uygunluğudur”. Batının güzellik kavramına ölçü ve düzen kavramlarını dahil etme eğilimindeki bir başka düşünür Kant ise “şekil verici bütün sanatlarda temel şey olan güzellik tasvirin açıklığını temsil eder” der. Tolstoy ise; “Öznel bir bakış açısıyla, biz, bize özel bir tür zevk veren şey’e güzellik diyoruz. Nesnel bir bakış açısıyla ise güzellik, bütünüyle mükemmel olan şey’dir ve biz onu yalnızca öyle kabul ederiz. Aslında her iki güzellik kavramı da tek ve aynı şeye varır. Şöyle ki, bir çeşit zevk almak sözkonusudur. Bir başka deyişle güzellik, bizde herhangi bir arzu uyandırmadan, bize zevk veren şeydir”.
Felsefi tanımlar böyleyken şimdi de güzellikle ilgili günümüzün çağdaş sanatçıları nasıl yorum yapıyor? Ona bakalım. Fotoğraf sanatçısı Gillian Laub, “Güzellik kişinin ruhundadır. Onun sakinliği, merhameti ve huzurudur” demektedir. Bir diğer Fotoğraf sanatçısı Bridget Fair ise, “Güzellik güvendir. Güzellik gülen bir yüzdür. Eksik yanların için isyan etmeden doğuştan sana verilen herşeye şükretmektir Güzellik, hayata tutkuyla bağlı olmaktır; anı yaşama becerisidir. Güzellik sakinliktir; sıcaklık, güç, bilinç, merhamet ve saygıdır. Güzellik bilgeliktir.” demektedir.

Görüldüğü gibi güzelliğin tek, belirgin, kabul geçer bir tanımı yok. Bu tespiti en iyi Freud “Uygarlığın huzursuzluğu” kitabında açıklar. “ Estetik bilimi, güzelin duyumsandığı koşulları inceler ancak güzelliğin doğası ve kökeni konusunda bir açıklama getirememiştir; her zaman olduğu gibi bu başarısızlık, bol miktarda içi boş ve çınlayan güzel sözle örtülmüştür. Ne yazık ki psikanalizin de güzellik hakkında söyleyecek pek bir şeyi yoktur”.
Güzel kavramının sorgulandığı tüm zamanlarda, her ne kadar insan yorumlama ve anlayış biçimlerine göre farklı değerlendirmeler yapsa da, güzellik ile ilgili temelde birleşilen asgari olgular vardır. Bu asgari ortaklıklar, estetik bileşenlerin varlığı ile, izleyicisinin belleğinde olumlu düşüncelere neden olur. Şimdi şöyle bir düşünsek; içimizde, ruhumuzun derinliklerinde, düşünsel dünyamızı ve estetik değerlerimizi olumlayan ve onaylayan “güzel” bir kadını izlediğimiz zaman, gözlerimizdeki gizemli ve haz dolu gülücüğün varlığını hangimiz yadsıyabiliriz? . İnsan keşfettiği güzelliğe ait parçacıkları, ahenkli bir bütün içerisinde birleştirerek, kendi kafasında var olan güzellik kavramını oluştururken, bununda peşinde koşar. Ama kadının arkasında her zaman kadının güzelliğine ilişkin sorunun yöneltilmesi gereken bir imge vardır. “……….kadar güzel”.
5

4.225 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Yakın, kellesini isteyin “Herkes gibi” olmayanların! Aydınlık, işte bu karanlıktan doğacaktır! Yakın, kellesini isteyin “Herkes gibi” olmayanların! Aydınlık, işte bu karanlıktan doğacaktır! "Dünyada iki çeşit insan yaşar: 1. Anne karnından doğanlar. 2. Anne karnından doğmakla yetinmeyip defalarca kendisinden doğanlar…" Berk Yüksel Herkesin iyi-kötü, yarım-yamalak bir […]
  • Heykeltıraş RasimHeykeltıraş Rasim Bir arkadaşım var, Rasim. Heykeltıraş Rasim. Heykel yapar. Bir elinde çekiç, bir elinde taşçı kalemi, sabah akşam tak tuk taka taka tuk tuk tuk… Geçen gün yanındaydım, “bi dön […]
  • “Via Sebaste” Antik Roma Yolu“Via Sebaste” Antik Roma Yolu “Via Sebaste” adı verilen antik Roma yolunun kırk sene imparatorluk yapan Augustus (Octavious) tarafından özellikle Kilikyalı korsanlarla mücadele etmek amacıyla inşa edildiği mil […]
  • İzmirİzmir Çok duymuşumdur, ya da belki duymuşsunuzdur, Ankaralıların ve özellikle İstanbulluların İzmir'le ilgili olarak eleştiri yaptıklarını. Muhtemel Ekşi'de okumuştum bi'zaman ve çok tutmuştum […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler