felsefe taşı

Son Okuduklarım – 20

Son Okuduklarım – 20
Şubat 26
09:39 2026

*SEVGİ SOYSAL ” Tutkulu perçem ” ( 62 sayfa )*
İlk kitabı ve öykülerden oluşuyor. Öyle cümleler arka arkaya dizilmiş ki bir sonraki kitaplarda nasıl bir edebiyat ne değişik bir kalem gelecek hissediyorsunuz.
Kısacık bir kitap.
Hayatın tüm kurgusunu hem ciddiye alıyor, hem de eğleniyor.
Kitaba geçmeden kitsbın ilk sayfalarında Sema Kaygusuz şöyle ifade etmiş “” Sevgi Soysal, ‘rağmen’, ‘ama’, ‘keşke’lerle kaderi pekiştiren, kadının toplumsal tutsaklığını perdeleyen tümceler kurmaz… Gitmek, bırakmak, terk etmek, özgürlüğün olmazsa olmaz koşuludur. Hayatla, düzenle, eviçiyle, başkalarıyla hizalanan kadınca varlığı, kimi avazlı, kimi alaycı, kimi şakacı bir sesle durmadan sorgular. Asıl olan öyküleme değil öz, içerik, biçem ve biçim arasındaki uyumluluktur.
Kitaptan alıntılar,
– Yeryüzündeki bütün dilleri konuşan bir adam konuşamıyormuş kendiyle.”
– Bu dorukta, kalabalıkların üstünde diye bildiğim, yörem sensizlik olurdu. Her şey sensizlikti aslında. Sen dediklerim, en sensizliklerimdi. Bozkır ama, bir bozkır sendi bana. Genişlikti, bitmezlikti, kopmuşluktu, ıraklıktı. Ölü evli, ölük insanlı kentten, gūve yeniği yaşamalardan utanmışlıktı. Güneş batımında yalnızlığımı kentten alıp geri verendi.
Sonra içinde yemek pişmezmiş gibiliği güzel evime dōnerdim.
– Susuyoruz bak hep. Söyliyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz.
*BYUNG – CHUL HAN ” Şey-Olmayanlar*
*Gündelik Hayatın* *Altüst Oluşu ” ( 112 sayfa )*
Her zaman ki gibi kısa ama çok dolu bir kitap daha. Yer yer zorlaşsa da çok keyifli bir okuma oldu.
Yazarın her kitabında farklı bir tat alıyorum.
Bu kitapta da şey dediklerimizin hayatımızda neler yaptığını çok önemli gözlemler ve bilgilerle donatıyor.
Ki kısacık kitaptan bir dürü alıntı yaptım.
Kitaptan alıntılar,
– Yersel düzen bugün dijital düzen tarafından çözülmektedir. Dijital düzen, dünyayı, onu enformasyona dönüştürerek, şeysizleştirmektedir. Medya teorisyeni Vilém Flusser, daha yıllar önce şöyle demiştir: “Şey-olmayanlar her yönden çevremizi istila ediyor ve şeyleri yerlerinden ediyor. Bu şey-olmayanların adı enformasyondur.
– Benjamin meşhur Latince sözü alıntılar: Habent sua fata libelli (Kitaplar kendi yazgılarına sahiptir). Onun yorum biçimine göre kitaplar ancak bir şey, bir mülk oldukları zaman bir yazgıya sahiptirler. Ona bir hikâye bağışlayan maddi izleri taşırlar. Bir e-kitap bir şey değil bir enformasyondur. O çok başka bir varlık statüsüne sahiptir. Bir kişi onu elinde bulundursa bile o, bir mülk değil bir erişimdir. E-kitap enformasyon değerine indirgenmiş bir kitaptır. Yaşı, mekânı, zanaatı ve bir maliki yoktur. Kişisel bir yazgının bize doğru hitap ettiği auralı bir uzaklık onda bütünüyle eksiktir. Enformasyonlar ne fizyonomiye ne de yazgıya sahiptirler. Herhangi bir yoğun bağa da müsaade etmezler. Böylece e-kitaptan herhangi bir başucu kitabı olmaz. Malikin elidir, kitaba değiştirilemez bir yüz, bir fizyonomi bağışlayan. E-kitaplar, tarihsiz ve yüzsüzdür. Onlar el değmeden okunurlar. Her tür ilişki için inşa edici olan bir dokunsallık, sayfalara mündemiçtir. Bedensel temaslar olmadan bağlar ortaya çıkmaz.
– Akıllı telefon ekranındaki sürekli tuşlara dokunma ya da kaydırma hareketleri, şiddetli bir biçimde dünyayla kurulan ilişkiye etki eden neredeyse liturjik bir jesttir. Beni ilgilendirmeyen enformasyonlar hızlı bir biçimde kaydırılıp kenara atılır. Buna karşın hoşuma giden içerikler ise parmaklarla yakınlaştırılır. Bütün dünya kontrolümdedir. Dünya bütünüyle bana göre düzenlenmek durumundadır. Bu şekilde akıllı telefon kendine bağlılığı [Selbstbezogenheit] kuvvetlendirir. Tıklayarak dünyayı kendi ihtiyaçlarıma tabi kılarım. Dünya bana tam erişilebilirliğin dijital ışıltısı içinde görünür.
– Facebook ya da Google gibi platformlar yeni derebeyleridir. Dur durak bilmeden onların topraklarını sürer ve onların daha sonra kendi çıkarları için kullanacağı çok değerli veriler üretiriz. Esasında tamamen sömürülüyor, gözetim altında tutuluyor ve yönlendiriliyor olsak da kendimizi özgür hissederiz. Özgürlüğü sömüren bir sistemde bir direncin biçim kazanması mümkün değildir. Özgürlükle bir araya geldiği anda egemenlik tamama erer.
– Analog fotoğraf bir şeydir. Onu kıymetli bir nesne olarak özenle korumamız hiç de nadirattan değildir. Onun kırılgan maddeselliği onu yaşlanmaya ve bozulmaya maruz bırakır. O doğmuştur ve ölümün acısını çeker: “[…] tıpkı yaşayan bir organizma gibi filizlenen gümüş taneciklerden doğar, hemen sonra yaşlanmak üzere bir an için çiçek açar. Işık ve rutubet tarafından saldırıya uğradığı için solar, tükenir ve kaybolur…” Analog fotoğraf geçiciliğe gönderge düzeyinde de beden verir. Fotoğraflanan nesne geçmişe doğru acımasızca uzaklaşır. Fotoğraf yas tutar.
– Analog fotoğraf, nesneden yayılan ışığın izlerini negatif üzerinden kâğıda taşır. Özü gereği o bir ışık resmidir [Lichtbild].Karanlık odada ışık yeniden doğmaktadır. Bu sebepten o bir aydınlık odadır [helle Kammer]. Dijital mecra ise buna karşın ışık ışınlarını verilere, dolayısıyla sayısal ilişkilere dönüştürür. Veriler ışıksızdır. Onlar ne aydınlık ne de karanlıktır. Yaşamın ışığını kesintiye uğratırlar. Dijital mecra, nesneyi ışık üzerinden fotoğrafa bağlayan büyülü ilişkiyi bozar. Analog aynı demektir. Kimya ışıkla analog bir ilişkiye sahiptir. Nesneden yayılan ışık ışınları, gümüş taneciklerde muhafaza edilir. Buna karşılık ışık ve sayılar arasında hiçbir benzerlik, herhangi bir analoji mevcut değildir. Dijital mecra, ışığı verilere tercüme eder. Bununla birlikte ışık kaybolur gider.
– Selfie, sergilenen, aurası kaybolmuş surattır. Onda “hüzünlü” güzellik bulunmaz. Onu ayırt eden şey dijital bir neşeliliktir.
Tek başına narsisizm selfienin özünü yakalayamaz. Selfiede yeni olan şey onun varlık statüsüdür. Selfie bir şey değildir, o bir enformasyondur, bir şey-olmayandır. Şey olmayanlar, şey leri yerinden etmektedir: bu fotoğraf için de geçerlidir. Akıllı telefon fotografik şeyleri susturur. Enformasyonlar olarak selfieler yalnızca dijital komünikasyon içinde bir geçerliliğe sahiptirler. Onunla birlikte susturulan şeyler hatıra, yazgı ve hikâyedir.
– Fotoğraf’ı ayırt eden şey sırken, selfielerin özü sergilenmedir.
Selfieler muhafaza edilmek için çekilmez. Onlar bir hatıra mecrası değildirler. Bu sebepten onlardan kopyalar da üretilmez.
– Kutsal, bir sükût olayıdır. Bizi kulak vermeye çağırır: “Myein yani inisiye etmek’ fiili, ‘kapatmak’ anlamına gelir – gözleri ama ondan da önce ağzı. Kutsal törenin başında Herold sükût’ diye ’emretti’ [epitattei ten siopen].” Biz bugün takdissiz bir zamanda yaşıyoruz. Zamanımızın esas fiili “kapatmak” değil, açmak, “gözleri ama ondan da önce ağzı.” Aşırı komünikasyon, komünikasyon yaygarası dünyayı kutsallığından arındırıp profanlaştırıyor. Kimse kulak vermiyor. Herkes kendisini üretiyor. Sükût hiçbir şey üretmez. Bu sebepten kapitalizm sessizliği sevmiyor. Enformasyon kapitalizmi komünikasyon baskısı yaratıyor.
– Maddenin canlı olmadığına inanmak muhtemelen bir yanılgıdır. Madde beni büyüler. Bugün, maddenin büyüsüne karşı tamamen kör durumdayız. Dünyanın dijitalleşerek maddesizleşmesi, maddeyi seven biri için acı verici.
*MARC AUGE ” Evsiz Bir Adamın Güncesi ” ( 80 sayfa )*
Farklı bir kitaptı. Sade bir anlatım,süslü kelimeler çok az ama çok düşündürücü. Evsiz insanlar neler yapar, nasıl yaşar? Hiç aklınıza gelmeyen ayrıntılarla kısa ama çok sıcak bir kitap.
Okumanızı tavsiye ederim.
Kitabın ilk sayfasında şöyle yazıyor,
Son yıllarda sosyal hizmet uzmanları veya yardım kuruluşları görevlileri, oluşan yeni bir yoksul sınıfına dikkat çektiler: Maaşlı bir işi olan ancak gelirleri bir evin kirasını ve giderlerini karşılayamayan insanlar. Bu insanlar kalabildikleri her yerde kalabiliyorlar; arkadaşlarında, misafirhanelerde hatta bazen arabalarında. Bazı belediyelerde yönetim bu insanları “Evsiz” insanlardan ayırmak için onlara artık yeni bir isim veriyor: “Sabit Evi Olmayan insanlar (SDS: “sans domicile stable”). Bu yeni olgu hiç de nadir rastlanan bir durum değil, gittikçe de yaygınlaşıyor. Paris La Santé Cezaevi’nin başhekimi Véronique Vasseur, 2008’de Flammarion Yayınları’ndan çıkan A la rue [Sokakta) adlı eserinde bu durumun altını çiziyor.
Ben bu eseri yazarken yeni göçebelerin geçtikleri yolları ve yaşadıklarını tahayyül etmeye çalıştım. Bu kitap ne bir inceleme ne de bir roman, bu bir “etnik-kurmaca” (ethnofiction).
Peki nedir “etnik-kurmaca”? “Etnik-kurmaca”, sosyal bin olguyu belli bir bireyin öznelliğiyle anlatan öykü olarak tanımlanabilir.
Kitaptan alıntılar,
– Sessizliğin kendisi, o sessizliği doldurma dürtüsünden daha az rahatsız edici gibi, tek başına susmak da iki kişi susmaktan kesinlikle daha az acı verici.
Okumak sağlıklıdır.

5 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Yumurta KabuğuYumurta Kabuğu Parmağıma yumurta kabuğu battı. Şaş da kal! Selim "Kurcalama, çıkartmaya kalkarsan içeride parça kalır, hastaneye gidelim." Dedi. Dedim "Yok deve! Kalsa ne olur ki?" Dedi "Arkandan […]
  • Yıl 2100, halimiz nicedir ey Deli Dumrul?Yıl 2100, halimiz nicedir ey Deli Dumrul? Bu günkü laklak aleminin göbek taşına “Dünya, nereye gidiyorsun?” sorusunu yapıştırdık. Keseyi kapan gelsin, terleyeceğiz biraz. 2100 yılında halimiz nicedir eyy Deli […]
  • Süleyman Mabedini Yıkan Titus’un SonuSüleyman Mabedini Yıkan Titus’un Sonu Barış şehrini fethettikten sonra, Kral Titus, Süleyman Mabedinde Kutsalların Kutsalına girdi, perdeyi yırttı. ve Allah ile ilgili olarak ileri geri konuşmaya başladı. Müminlerin Allahını […]
  • Üslub-u beyan, ayniyle insanÜslub-u beyan, ayniyle insan Rahmetli anne dedem eğitimciydi, tarih ve edebiyat öğretmeni ve cumhuriyetin İzmir Muallim Mektebi müdürüydü. Baba dedemin de katıldığı ilk iktisat kongresinden sonra, vergi mevzuatı […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Şubat 2026
P S Ç P C C P
« Ara    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  

Arşivler