felsefe taşı

Hayatın Akışında Kaybolmayın, Akış Yönünüzü Bulun ve Yol Verin

Hayatın Akışında Kaybolmayın, Akış Yönünüzü Bulun ve Yol Verin
Şubat 08
10:12 2016

“Su akar, yolunu bulur..”
Çok severim bu sözü, hep doğru çıkar. Hangi konuda denersem deneyeyim, sonuç hep olacağına varır bir şekilde. Ne çaba gösterirsem göstereyim, eğer olmayacak bir şeyse, ömrü billah olmaz. Bir son mutlaka gelir, geleceği zamanı da kendi belirler. Ama bazen kendimi haklı çıkartmak adına, sanki ben belirlemişim gibi yaparım da sadece kendimi kandırırım aslında. Doğduğumuz andan itibaren, gözlerimizi son kapayışımıza kadar geçen süre, yani yaşamımız – yolumuz kendi yönünü bir şekilde kendi buluyor aslında. Tabii ki yönlendirme ve takviyeler olmuyor değil. Hatta bazen yolun yönünü değiştirme çabalarım da oluyor, ama hayır, o kendi hedefine kitlenmiş gidiyor. İşte ben bunu kabullenip de sadece destek olmaya başladığım andan itibaren çok daha mutlu ve huzurluyum.

Aslında hayatımda önceden hiç kaderci olmamıştım. Hayatla genelde savaş demeyeyim belki ama tartışma halindeydim. Hep yenmeye, değiştirmeye çalıştığım bir şeyler vardı. Hep daha iyiye ve güzele ulaşma çabası. Belki de gerçek tatminsizlik. Ama esası kendimi çok iyi tanımamak ve bu yüzden yönlendirilmelere açık olmak ve hayatımın şekline tam anlamı ile kendimin karar verememesi.. Yönlendirilmeler ve şartlandırılmalar. Kıstaslar ve eleştiriler. Tavırlar ve çekilen setler. Yasaklar ve kurallar. Dedikodular ve azarlar… Tüm bunlar hayatınızın herhangi bir döneminde hiç yolunuza çıkmadı mı, sizi sizden almaya çalışmadı mı? Cevap evet olacaktır bence.. Belki başka bir ülkede dünyaya gelmiş olsaydık, bazı şeyler farklı olabilirdi ama buna rağmen de ülkemden vazgeçmem doğrusu. Yine de gençliğimin koşulları keşke daha farklı olsaydı diye de içimden geçiriyorum. Belki bugün geldiğim yere, çok daha önce gelirdim. Esasında çocukluğumdan beridir, tüm bu tarz yapılandırma eğilimlerinin karşısında durmaya çalışmışımdır. Ama yine de bir yere kadar başarı sağlanabiliyor. Sonuçta yaşanılan yer ve toplumun tarzı ortada.

Biz sınırda yaşayan bir gençlik idik. Ben 47 yaşındayım. Gençliğimde terörün çok şeyi kısıtladığı, can yaktığı bir dönemdi. Ailemin de konumları gereği, aşırı önlem alması gereken çocuklardık ağabeyim ve ben. Ama ben asiydim, kısıtlamalara hep baş kaldırırdım. Okulum da sıkılığı ile ünlü ama bir yandan da çok başarılı bir okuldu. Şimdi canlarım olan hocalarım da çok disiplinli hocalardı. Tarz oydu o dönemlerde. Ama ben yine de okul kurallarını esnetebilen yegane öğrencilerdendim. Hiç bir zaman çok iyi bir öğrenci değildim, olmadım. Genelde popülerdim, sevilirdim. Aklım çok daha ilerilerdeydi hep. Şu an ki mesleğime karar vermiştim ve konumla ilgisi olmayan diğer derslerin gereksizliğine inandırmıştım kendimi. Bir de hani o aile tarafından diğerleri ile yapılan kıyaslamalar var ya, beni hep ters yönde etkilemiştir, asla motivasyon olmamıştır bana. Fakat hayatım kendi elimde olmadığından şartlara bir yere kadar uyum sağlamak zorunluluğu vardı. Keyfini sürmedim mi hiç, tabii ki sürdüm, olabildiğince. Ara ara ailemi çıldırtarak..

Okul bitti, gerçek ve zorlu hayat başladı. Sandım ki rahatlarım, hayatımın ipleri gevşer biraz. Nerede, tatlı hayalmiş.. Toplum aynı toplum, tarz aynı tarz, aile aynı aile.. Nasıl değişebilirdi ki şartlar.. Ama işte bir ümit. Ardından ilk iş.. Orada da kapana kısıldım çünkü beni küçüklüğümden beri tanıyan insanlarla çalışmaya başladım. Kontrole devam.. Fakat o işte farklı bir konumda ve farklı şartlarla çalışmaya başlayınca içimdeki özgürlük canavarı ortaya çıkıverdi. Babam yani en yakın arkadaşım, dostum, sırdaşım da beni anlayarak bana hep destek oldu. Ve ilk aşk. Kısıtlama da ne demek!..İşte ilk o zaman ipimi tamamen kopardım, daha doğrusu öyle zannettim. İlk görüşte aşkdı ve ayaklarım yere basmıyordu, her şeye razıydım ama ya toplum.. Asla..

Benim istediğim aykırıydı genele ve yargılandım hem toplum hem de ailem tarafından. Ama bunu yaşayabilmenin başka yolunu buldum ve aşkıma evlenme teklif ettim, o da kabul etti. Esasında tam da kurallara göre davranmıştım, imzayla kendimi korumaya almak.. Hoş belki teklifi ben yaptığım için genel kaidelere ters düşmüştüm ama yine toplum şartlandırması ile aşkıma resmi ve “uygun olan” şekli vermiştim. Halbuki öncesinde yaşanacak ne güzellikler vardı özgürce, yaşatılmadı.. Hatta size bir de komik bir olay söyleyeyim, henüz sevgiliyken, bir gece arabanın içinde sadece kolu omzumda tatlı tatlı sohbet ederken aşkımla polis tarafından basıldık, hem de İstanbul’un modern semtlerinden Ataköy’de… Tabii o zaman komik gelmemişti, şimdi geliyor.. İşte böyle zamanlardı o zamanlar, seksenlerin sonuna doğru.. Evlendikten sonra evli kadın motifleri ve benim hepsine olan aykırılığım.. İmza değil, benim hissettiklerim yaşamımı yönlendiriyordu. E bu da genele ters geliyordu. Takılmadım ama huzursuz oldum, başladım ben de kendimi kıyaslamalara ve eksikler yaratmaya kendimde. Ve bu beni hiç sevmedim..

Sonrasında bir dönem yurt dışında yaşam başladı.. Lüksemburg, Brezilya, Uruguay, Paris, Düsseldorf.. İlk zamanlarda tokat yemiş gibi oldum. Yirmiüç yaşındaydım ve yurt dışı seyahatleri başkaydı, orada yaşamak bambaşka. Herkesin eşit ve özgür olduğu Lüksemburg huzur doluydu. Dükalık olmanın verdiği bir asalet de vardı. Ardından Brezilya bambaşka bir deneyim oldu. Bunca sene önce yoklukların ülkesiydi, ırk ayrımcılığının üst düzeyde yaşandığı, ufacık çocukların dahi kafalarında seks olgusunun fazlaca işlendiği, ama bir beyaz olarak (ve de dolgun bir beyaz olarak) eşime rağmen aşırı seksüel değer gördüğüm bir ülke.. Garip bir serbestlik, alışılmadık hayat tarzı, vahşi bir doğa.. Hele Avrupa’nın medeniyetinin havasını soluduktan sonra. Neden dedim kendi kendime ve geri döndük. Ülkemi özlemiştim, ailemi, fazlaca sıkıldığım kuralları bile bir nebze. Bir kaç durak sonrasında döndük ülkeye. Sanki bir şeyler değişmeye başlamış gibiydi. Ya da ben yaşadığım tecrübelerle fazla takılmamaya alışmıştım ötekilere.. Hani şu hayatı insana zindan eden “elalem” denen gruba..

Yine de evli ve çocuklu olunca kurallar, kaideler işlemeye devam ediyor bir şekilde. Ta ki.. Son üç yıldır ben benimle tek kişilik bir yolculuğa yelken açana değin. Kurallar, kısıtlamalar, ihanetler, dedikodular, yalanlar, değersizlikler taşmaya başlayınca kendi kendime yetmem gerektiğini ve sadece kendime güvenmem gerektiğini öğrendim iyi bir dersle..

Kendime yola çıktım, bana benimle beraber.. Derinlere indim dürüstçe, en yalın ve açık halimle. Kendimi yargıladım, hatta insafsızca. Nedenler, niçinler arasında boğuldum zaman zaman, onlara izin verdim daha doğrusu. Anlamalıydım hayatımın ayrıntılarına sakladıklarımı. Bulup, çıkartıp hesap sormalıydım kendime yaşattıklarıma ve yaşatmalarına izin verdiklerime.. Nasıl bu denli bensiz paylaşabildiğimi bu hayatı anlamalıydım. Kime, nasıl hak tanımıştım şekillendirilmemde ki hatalar için ve nasıl kör misali boyun eğmiştim. Ve da ha nice yargılama, irdeleme, algımı açma, içeride saklanan ve hayatı dibine kadar yaşamayı ümitle bekleyen beni bulma.. Hiç kolay olmadı. Hatta diyebilirim ki çoğunuz kaldıramayabilirsiniz dahi. Ama ben bir İkarus misali yaşamaya alışmıştım zaten hayatım boyunca, hatta lakabım böyledir benim. Fakat itiraf etmeliyim ki bu yolculuktan çok daha kararlı ve güçlü döndüm yeni kendime.. Ve yine inancım yol gösterdi bana, en bitti dediğim anlarda el uzattı, kendime olan inancımı kaybetmek üzere olduğumu hissettiğinde içimdeki gücü ortaya çıkarttı yıllardır unuttuğum, unutturulan..

Ve ben benimleyim. Hayatı çok daha huzurla yaşıyorum ve paylaşıyorum. Yolumun çizili olduğuna ve hayrıma olduğuna inanıyorum. Aradaki tümsekler, çukurlar hep benim daha iyi olmam için bana dersler. Artık keşkelere son. Elaleme de yol verdim, dostlarımla yolumda yoldaşım sadece. Bir de bugün yaşadığım sürprizim ile.. Hayatımda özel bir harikalık var bugünden sonra.. Artık o kadar iyi biliyorum ki hayatımın bir su gibi akıp yolunu bulacağını. Bana ait olan ne varsa da bana dönecek gitmiş olan.. Önüme çıkan her güzellik ve iyilik doğru yolda olduğumun bana kanıtları. Size de tavsiye ederim. Hayat çok kısa ve yarın bugün olabilir.. Zaman kaybetmeyin, kimse için..

HAYATIN AKIŞINDA KAYBOLMAYIN, AKIŞ YÖNÜNÜZÜ BULUN VE YOL VERİN..

1.877 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Evde En Basit Şekilde Şarap Nasıl Yapılır?Evde En Basit Şekilde Şarap Nasıl Yapılır? Merhaba. Gurme bir arkadaşım var. Yaklaşık 4-5 senedir kendi tüketimi için şarap yapıyor. İlk yaptığı şarap, pek kolay içilemez olsa da, son yıllarda gerçekten lezzetli şaraplar […]
  • Ruh DokunmasıRuh Dokunması İki ruhun birbirine dokunması, çok özel bir frekansta ilişkiye geçmeleri. Çoğu zaman kelimelerle ifade edilemez ama her zaman belli belirsiz hissedilir. İki ruhun neden birbirine […]
  • Theodore (We Are The Brothers)Theodore (We Are The Brothers) Sene 1991. Frankfurt – Atina – Chios (Sakız adası) uçak yolculuğum, Avrupanın 1,5 km.lik en kısa pistlerinden olan LGHI / RW01’de noktalanmış. Taksi ile limana gidiyorum. Ve Çeşmeye ilk […]
  • HakimHakim - “Yaz kızım!” dedi Hakim, olanca heybetiyle bakarak ve son derecek kararlı bir şekilde… - “Yaz kızım; ondan bu kadar sıcak” derken ensesinden yol almaya başlayan ter damlası sırtını […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler