felsefe taşı

Çiçek Bahçesi’nin Kökleri

Çiçek Bahçesi’nin Kökleri
Şubat 07
15:08 2014

Karanlıktı, bereket getirmeyecek bir yağmur yağıyordu ve gün ağaracak olsa da karanlık bitecek gibi görünmüyordu.

Ve yürüyenler… Tam yüzlerine çarpan yağmur damlalarına, soğuktan donan nefeslerine rağmen yürüyerek ya da yürümek zorunda kalarak devam ediyorlardı yollarına. Yaşamak diyorlardı bu yaptıklarına; yaşamak !

Peki ne uğrunaydı rahat tek bir nefes alamadan, soğuktan donarak ve sürekli ölürcesine yorgun düşerek yaşamak, yaşamak zorunda olmak?

Onların üzerine basarak yaşayan bazı kimseler bir yerden bahsediyordu adına cennet dedikleri ve başka bir yer daha vardı; cehennemdi o yerin adı da. Ümitle itaat etti o sessiz ve yorgun yığın, yaşamak dedikleri bu şey bir gün sona erince sıcak güneşin ışıkları altında güzel sabahlara uyanabilmek beklentisiyle …

Yitip gidiyordu “insan” dedikleri nesiller; ümitle yaşayarak ve umutla ölerek. Sonra şair(*)’in deyimi ile; ebediyen göklere çekilecek olan “Platon’un ruhu ve Afrodit’in bedeni” olan yüce bir kadın çıkageldi.

“Durun !” dedi yitip gidenlere, gökten değil tam başların hizasından yağan ve gözleri kör akılları işlemez hale getiren yağmura “dur !” dedi. O kadar güzeldi ki; zaman bile koşulsuz durdu öylece ve yağmur olağanca öfkesiyle çaresiz kaldı Hypatia’nın sözleriyle. O, İskenderiye’den bu dünyanın üzerine doğan ve asla batmayacak olan bir Güneş’ti. Işığı öylesine parlak, sıcaklığı öylesine büyüktü ki aşık olmaktan kaçınılamayacak suretini katleden alçaklar, etlerini kemiklerinden kazıyacak kadar her zerresinden korkmuşlardı.

Onlar Hypatia’nın ruhunu hiçbir zaman göremeyecek ve asla O’nu anlayamayacaklardı. Bu sebeple O’nu asla sevemeyeceklerdi. O, ne aydınlığın ilki idi ne de sonu olabildi karanlığın. Gece ile gündüz gibiydi döngü ve karanlık hakimdi çoğu zaman. Lakin söndüremezdi ona inat ışıldayan ve dünyayı aydınlatanları …

Karanlık da aydınlık da yürüyenlerle beraber varolmuştu, yok olmayacaklardı ve olmadılar da. Yürüyenler, beraberinde götürdüler ayak bastıkları yerlere onları ve Hypatia’dan yüzyıllar sonra yine (**)karanlığında kar ve tipinin, cennetin kapılarına tutunmuş ölümü beklerken insanoğlu, karşısında en güzel şeylerini; ümidi, hasreti, hürriyeti ve de çocukları açlıktan öldüren bir felaketin pençelerinde yükseltti sesini.

Sırtında yırtık bir cübbe ile ve parmağıyla göstererek haykırdı geceye güneşin doğuşunu Giordano Bruno ! Hiç korkmadan ölümün ensesinde dolaşan soğuk nefesinden ve ışığın kanı ile beslenen işkencenin şiddetinden … Hiçbir sözünü geri almadan elinde akıl ve hikmetin kılıcıyla saldırdı karanlığın efendilerine, onlar son nefesini veriyordu Bruno “benim ölmemi emreden sizler şu anda benden daha çok korkuyorsunuz” deyip O’nu diri diri yaktıkları ateşe girerken.

Ve bizler, dünyanın dört bir yanında geceyi boğan O ışıkların hüzmelerinden doğan bir çiçek bahçesine doğduk.

(***)Dağ gibi, kara yağız delikanlılarız. Bu büyük kavga devam ediyor. Ve ecelsiz öldürülüyor, dövülüyor, vuruluyoruz yine.

Bileklerimize görünmez kelepçeler takılıyor.
Fidan gibi genç kızlarız. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akıyor göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, acımasız ellere terk ediliyoruz. Ve direniyoruz kocaman yüreklerimizle, direniyoruz genç kızlık gururumuzla karanlığa !

Özgürlük, O’nun Mavi Gözleri’nden armağan çünkü bizlere. Biz hep yirmi beş yaşındayız.

Karanlığın kirli gölgesinde yaşamayı reddediyoruz, korkmuyoruz.
İnsanca yaşamaya adanmış bir top çiçek gibiyiz biz, hep birlikteyiz !
Bağdat’ta, Ankara’da, Campo de Fiori’de, Küba’da, Afrika’da, Belfast’ta ve her yerde …

NOT: Bu yazı, İnsanlık Tarihi boyunca “insanlık” için yaşamış ve bugünümüze,yarınımıza ışık tutmaya devam eden “tüm insanlar”a ithaf edilmiştir.

Esinlenmeler:
* Charles Leconte De Lisle – Hypatia
** Nazım Hikmet – Karanlıkta Kar Yağıyor
*** Uğur Mumcu – Vurulduk Ey Halkım

1.327 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İnsanın Temel Denklemiİnsanın Temel Denklemi Güçlü oldukça “iyi”, güçsüzleştikçe “kötü”. İnsanın temel denklemi bu mudur? İnsan aklının kendini en çaresiz, en sefil ve en güçsüz bulduğu durum ölümdür. Ölüm karşısında akıl, […]
  • Bilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak EzoterizmBilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak Ezoterizm Bu yazımda bilimsel yaklaşım ve inanca kısaca değinmek istiyorum. Çünkü ne yazık ki toplumumuzun gittiği yön çağdaş dünyaya yakışır bir yön değil gibi gözüküyor ve bilimsel yaklaşım ve […]
  • GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ !GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ ! Acaba insanoğlu, internet ile, dijitalleşme ile kendinden önceki değil de kendinden sonraki uygarlıkların nasıl bir şey (olacağını değil) “olduğunu” mu anlamaya çalışıyor? Liseden […]
  • Şiddet Üstüydü, Şiddet Nesnesi OlduŞiddet Üstüydü, Şiddet Nesnesi Oldu İnsanın oluşumunda evrime ya da yaratılışa inanmak gibi zıt kavramlar var düşünsel arenamızda. Evrime inanıyorsanız; binlerce yıl öteden bugüne gelene kadar insan şiddetin mağduru olmuş, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler