felsefe taşı

Az Kalsın Tiyatro Artisti Olacaktım!

Az Kalsın Tiyatro Artisti Olacaktım!
Aralık 07
13:10 2016

“Can Kıraç, hayata atılır atılmaz kendisini Koç Topluluğu’nda bulmasa herhalde çok iyi bir gazeteci, yazar, TİYATRO sanatçısı, yönetmen, ressam, grafiker vb. olabilecekmiş.
Can Kıraç, yoğun iş yaşamı boyunca o yaratıcı yanından, sanatçı kişiliğinden esintileri ancak sembolik biçimde sergileyebildi. Ama artık ‘manager’lık noktalandı… ‘Business’ bitti…
Can Kıraç için dolu dolu geçecek yaşam şimdi başlıyor…
Tam 41 yıllık bir ertelemeden sonra…”
(Altan Aşar – Barometre – 30 Aralık 1991)
*
HAYATTA HEPİMİZ
“OYUNCU” DEĞİL MİYİZ ?
*
Tiyatro sanatçısı Haldun Dormen ve sanat sever Erhan Dumanlı beni Afife Jale Tiyatro Ödülleri JÜRİ üyeliğine getirmekle önüme yeni bir ufuk açmış oldular. Bu sanatsal ortamda edindiğim izlenimlerimi şöyle özetlemiştim:
Televizyonun tiyatromuza ve sinemamıza verdiği zarar yavaş yavaş azalmaya başladı. Son iki yıldır, gerek genç kuşağın gerekse tiyatro kültürünü paylaşan çağdaş insanların tiyatroya duydukları ilginin yeniden canlandığını görüyoruz. Tiyatronun bir uygarlık potası olduğuna inananlar, artık, salonları doldurmaya başladılar.
Anlatım gücünü yazılı bir metinden sahneye taşıyan tiyatro oyuncularının, kendi yetenekleri ile yarattıkları kişileri, canlı bir ortamda izlemek, tiyatro seyircisini derinden etkisi altına almakta ve oyuncu ile seyirci arasında doğrudan bir ilişki kurulmasını sağlamaktadır. Bu yüzden, sinema ve televizyonda rastlanmayan başarıyı alkışlamak arzusu ve heyecanı, sahne sanatına,
bu sanatı icra edenlere ve seyirciye büyük bir ayrıcalık kazandırmaktadır. Bunun içindir ki, sahne sanatı, bir anda sanatsal bir âyin’e dönüşmektedir!
*
13 Mart 2006 Pazartesi gecesi, Dormen Tiyatrosunun 50. yılı, tiyatro severler tarafından olağanüstü heyecan ve coşku ile kutlanmıştı.
Haldun Dormen “Usta” nın, tiyatro ve batı kültürünü özümsemiş kişiliği, bu törende, O’nun bütün inceliklerini hissetmemizi sağlayan bir şölen gibi anılarımıza işlemiş oldu.
Her yönüyle “muhteşem” pâyesine lâyık olan bu yıldönümde, Dormen-Tiyatro geleniğini yaratan sanatkârlara sunulan vefa gösterisi, Haldun Dormen’in insan ilişkilerindeki ustalığını belirleyen sanatsal bir olaydı.
Bu vesile ile, Haldun “Usta” nın dostluğunu kazanmış birisi olarak, benden esirgemediği bir anımı, onun kaleminden
(İkinci Perde-Anılar Kitabı ) sizinle paylaşıyorum:
*
“HİÇ HESAPTA YOKTU”
(No in the Book) adlı bir cinayet komedisiydi. İngilizce’den benim uyarladığım komedide rolleri; devlet tiyatrosundan bize konuk olarak katılan eski oyuncum Tülin Oralı’n yanı sıra İsmet Üstekin, Ayşe Çakar, Ali Cağaloğlu, Murat Şen, Fery Baycu, verdiğim komedi yeteneğini sergileyeceğine inandığım genç asistanım Cenk Tunalı ve Can Kıraç oynuyorlardı. Çok sevdiğimiz ve çeşitli alanlarda yeteneklerine inandığımız Can Kıraç, ilk kez tiyatroda oynayacaktı…!?
Bu rolü kim oynar? diye düşünüp dururken Murat çekine çekine ;
-Birini önereceğim ama sakın kızmayın dedi!
Kim bilir hangi münasebetsizi önerecek diye düşündüm bir an…
Sonra da merakla sordum:
Kim?
-Can Kıraç dedi korka korka!
Harika diye haykırdım! Fikir cidden harikaydı. Kıraç’ın oynaması oyuna büyük bir renk katabilir ve küçümsenmeyecek ticari bir boyut getirebilirdi… İyi hoş ama kabul etmez ki dedim. Teklif edersek ne kaybederiz diye lafa karıştı Çetin.
Öyle ya teklif etmek bize ne kaybettirebilirdi ki… Ertesi sabah Çetin le ikimiz Kıraç’ların Çamlıca daki muhteşem evlerinin yolunu tuttuk. İnci ve Can Kıraç her zaman ki zerafetleriyle bizi güzel bahçelerinde karşıladılar. Can’ın neden geldiğimiz hakkında en ufak bir fikri yoktu ama ilginç bir şeyle karşılaşacağını hissetmişti.
Her zamanki sempatik haliyle bize pötibörlerden ikram ediyor ve üst üste espriler yapıyordu. Ben de yapacağım öneriyi ‘Haldun Usta bu sefer saçmaladın!’ diyecek diye açmaya korkuyordum. Can Kıraç samimi olduğumuz günlerden bu yana bana Haldun Usta diye hitap etmeyi âdet haline getirmişti. Zaman geçiyor, konuya bir türlü giremiyordum…
Tiyatromuzda bir rol oynamanızı istiyoruz dedim birdenbire damdan düşer gibi. Beklediğim reaksiyon gelmemişti. Ne İnci fincanını elinden düşürmüş ne de Can gözlerini fal taşı gibi açarak
-Yanlış duydum herhalde!,
ya da -Saçmalamayın gibi söz söylemişti.
Bir süre sessizlikten sonra
ilk konuşan İnci oldu. Meşhur kahkalarından birini atarak Bu böyle şeyleri hemen kabul eder. Dünden hazır dedi. Can, buna da Evet ya da Hayır canım ne münasebet gibi bir yanıt vermemişti. Demek ki kabul edecek diye düşündüm ve hemen lafa girdim:
Yeni oynadığımız oyunda tam sana göre bir rol var. Kabul edip oynarsan hepimiz çok mutlu olacağız diye boşluğu doldurdum.
Bu arada Çetin elindeki teksti Can’ın önüne koymuştu bile -Oyunu okumak isterseniz diye düşündük dedi. Hangi rol? diye sordu Can. Belli ki bu teklifin kendisine yapılmasından hoşlanmıştı. Ne de olsa tartışılamayacak sanatçı bir tarafı vardı… Bana bak rezil olursun diye lafa karıştı İnci, bir yandan da bana pötibör uzatarak. Bunu söylerken de gülüyor, kocasına Sakın oynama gibi imada bulunmuyor -Bence oyna ama rezil olma olasılığını da göze al demek istiyordu… İkilinin o günlerde ilk torunları dünyaya gelmek üzereydi. Bu nedenle de hayli heyecanlı günler geçiriyorlardı. Buna rağmen tiyatroda oynama teklifi onlara ters gelmemiş, her ikisi de öneriyi kendi hayat felsefelerine göre değerlendirmişti… ‘Usta’ becerebilir miyim dersin diye sordu Can kahvesinden bir yudum alarak. Tabii becerirsin. Televizyonda ne kadar rahatsın diye cevap verdim… Gerçekten de
Can Kıraç gerek göründüğü televizyon programlarında gerek davetlerde yaptığı espri dolu konuşmalarda fevkalâde rahat bir insandı ve olağanüstü bir karizması vardı.
Biraz çalışmayla onun yapısındaki bir insanın bu işi başaramaması düşünülemezdi… Provalara başladığımız zaman doğru bir seçim yaptığımıza karar vermiştik. Can Kıraç bu işi beklediğimizden de iyi kıvıracaktı. Tek derdi uzun uzun tiratlarıydı. Karşılıklı konuşmalarda işi çok daha kolaydı ve onlarda hiçbir sorun yoktu… İki haftalık bir prova süresinden sonra Ali Cağaloğlu sağlık nedenleriyle oyundan affını istedi. Ben de uzun tiratların olmaması gerekçesiyle ondan boşalan rolü Kıraç ın oynamasının daha doğru olacağını düşündüm. Gerçekten de Can bu rolü oynarsa uzun tiratlardan kurtulacak ve karşılıklı diyaloglarda rahat edebilecekti… Ben bu öneriyi yapar yapmaz -Ben de affımı rica edeceğim, zira bu işin altından kalkamayacağımı anladım deyiverdi.
Meğer o günkü provada rolü oynarsa rezil olacağını düşünmüş ve bunu bizlere münasip bir zamanda bildirerek oyunu bırakmaya karar vermiş… Israrlarımız hiçbir işe yaramadı ve Can Kıraç oyundan ayrıldı.
*
Bu gelişmeler karşısında duygularımı anlamanız için Haldun Dormen ve Çetin Akcan’a göndermiş olduğum 19 Aralık 2000 tarihli mektubumu sizinle paylaşıyorum:
“Özür dileyerek sizlere veda edeceğimi hiç düşünmemiştim! Bana verdiğiniz değeri ve umudu boşa çıkardığım için gerçekten üzgünüm. Ancak, haddimi bilmem gerçeğini unuttuğumu anlayınca, kendimi suçlu bulmaya başlamış ve bu sorumsuz davranışıma rağmen, sizler gibi sanatı yüceleştiren insanların arasına katılmanın gururunu ve hazzını paylaşmak için, aczimi görmezliğe gelmiştim.
Bu hatamı, gecikerek de olsa, anlamış olduğum için kendimi kutluyorum!
Ve sizlerden, benim bu pervasızlığımı hoşgörmenizi diliyorum. Tiyatro gibi yüce bir sanata yıllarını ve emeğini vermiş olan sizlerin arasında geçirdiğim saatleri, ilerlemiş yaşamımın en güzel anıları olarak anacağımdan emin olmanızı istiyorum.
Tiyatro seyircisi olarak, sizleri daima hayranlıkla izlemeye devam edeceğim. ‘Kâşif Murat’a da sevgilerimi sunuyorum!,,
*
Şimdi düşünüyorum da;
“Geçdi hayâl içinde bunca
yıl bir gün gibi !”
demekten kendimi
alamıyorum…
*
Bu vesileyle, Büyük Atatürk’ün unutulmayan şu özdeyişini sizinle paylaşıyorum:
“Efendiler! Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat san’atkâr olamazsınız! Hayatlarını büyük bir san’ata vakfeden bu çocukları sevelim”

906 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Türküm, doğruyum, çalışkanım…Türküm, doğruyum, çalışkanım… Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir. Bu bilinmezlikte belki Dr. ResitGalip'in 41 yaşında göçüp […]
  • Geçmişin Özlemi…Geçmişin Özlemi… "1840 yılı Manchester, İngiltere'de erkekler için ortalama ölüm yaşı 38, tacirler için 20 ve vasıfsız işçiler için 17 idi. 1860'larda, Sheffield'da daha yüksek sınıflı insanlar yaklaşık 50 […]
  • Duran Zaman…Duran Zaman… Her şey 1997 yılında başladı. Tüm gariplikler adeta taş ile çatlayan otomobil camı gibi yavaş yavaş ilerledi. Kimi yerde dallara ayrılarak. Yavaş ama camın köşesine gelene kadar durmayan […]
  • Gerçek mi, Yorum mu?Gerçek mi, Yorum mu? İnsanlık gerçek-ötesi (post-truth) dünyada son bir kaç yıldır mı yaşıyor? Yoksa dünya hep böyle miydi? Dijital Yerli kuşaklara bırakılacak en büyük sorun nedir? A.Manguel’i tanımayan […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Mayıs 2017
P S Ç P C C P
« Nis    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Arşivler