felsefe taşı

Pürtelaş “Parçacıklar” Evreni!

Pürtelaş “Parçacıklar” Evreni!
Nisan 21
14:20 2016

“Çok net yasaların boyunduruğu altında serseri mayın gibi rastgele oraya buraya fırlatılmış küçücük parçacıklarız biz.”

Paralel evrenler… Seçimler… Gerçekler ve ilüzyonlar… Kader ve özgür irade… Sahi… Kaç yaşam şansımız varşu koskocaman dünyada? Kaç aşk? Kaç kimlik? Kaç seçim? Kaç “parça”yız bu “bütün” dünyada? Hangi paralel evrenin seçiminde “gerçek” oluyor kimliklerimiz?

İşte Felsefe Taşı’nın felsefesine çok uygun, paralel evrenlerden size seslenen ve tüm bu soruları soran bir tiyatro oyunu! Parçacıklar…
Araştırma görevlisi Marianne ve bal üreticisi Roland… Yanıp sönen ışıklar… Fonda ara sıra duyulan hafif bir müzik… Sahnenin tepesinden aşağıya doğru sallanan, gezegenleri, evreni veya yıldızları anımsatan, hiçbiri bir diğerinin aynısı olmayan, tel konstrüksiyon ve silikondan yapılmış amorf kütleler, parçacıklar…

Kadın partinin orta yerindedir… Adam gelir… Kadın adamın o gece orada kalmasına izin verir… Tutkulu bir aşk başlar…
Ya da kadın partinin orta yerindedir… Adam gelir… Kadın adamın o gece evde kalmasına izin vermez… Bir aşk hiç başlamadan biter…
Hangisi daha gerçek? Yoksa hepsi mi?

Genç yönetmen Tamer Can Erkan tarafından Nick Payne’in orijinal ismi Constellations olan eserinden uyarlanan oyun, tam da içinde yaşadığımız evrendeki sonsuz zamandan kaçırılmış sınırsız dakikaları ve o zamanlarda var olan insan ruhunun gözle görülmeyen ancak hissedilen sonsuz olasılıklarını sahneye taşıyor.

İstanbul merkezli Pürtelaş Tiyatro ekibine merhaba diyin! Genç ve güzel oyuncuDamla Sönmez ve Deniz Karaoğlu’nun muhteşem oyunculuklarıyla sahneye konan bu oyun, yürüyüp geçtiğimiz yollarda her birimizin daha kaç tane keşfedemediği yan yol, kaç zaman, kaç seçim, kaç paralel gerçeklik olduğunun sorusunu soruyor bizlere adeta bağıra bağıra…

Birbirinin neredeyse kelimesi kelimesine aynı olan sahnenin, aktarılması gereken mesaja bağlı kalınarak birbirinden nasıl ayırılabileceği gibi bir sorunla karşı karşıyayken, Tamer oyunu son derece ustalıkla yönetmiş. “Damla ve Deniz tüm farklı evrenleri ve bu evrenlerdeki çok ince nüansları belirgin kılıp, tüm bu farkları aynı karakter içinde yaşama gibi bir zorluğu da yenecek kadar yüksek bir sahne performansıyla oynuyorlar.”diyen Tamer’in en büyük hayali, daha iyi bir dünya ve bu ülkenin huzur içinde sokaklarda yürünebilen bir yer haline dönüşmesi.

Sahneye fırlayıverecekmişsiniz gibi sizi içine çeken iki temel özellik daha var oyunda. Biri dekoru, bir diğeri müziği… Oyunun dekoru henüz 28 yaşında olan Ahsenur Çiftçioğlu tarafından tasarlanmış. Işıklar yanıp söndükçe başka bir dekor aydınlanıyor ve başka evrenlere, başka olasılıklara geçişi hissediyor seyirci. Duyguların merkezinde yaşayan bir tasarımcı o ve en büyük hayali tasarladıklarını herkese aktararak yüzlerdeki o bir anlık tebessüme şahit olabilmek. Zaten kendisi de son derece güler yüzlü! Oyunun müziklerini ise Orhan Enes Kuzu yaratmış. “Bu kötülüklerle dolu hayatta müzik benim her şeyim” diyor Enes. Müzikleri yaratırken öncelikli hedefi her çalınan müziğin diğer paralel evrenlere referans göstermesiymiş. İçinde tangodan aşka, hayattan ölüme tüm bir yaşamın adeta fragmanını bulabileceğiniz bu tatlı oyunun müzikleri de insanın kalbinde pamuk şeker tadı bırakıyor.

Sonsuz olasılıkların içindeki tek bir “an”a adadığımız yaşamlar süreriz hepimiz bazen. Tek bir aşk, tek bir kavuşma, tek bir hayal… Hayatımızda iz bırakan ve bizi bir evrenden diğerine, bir gerçeklikten bir başkasına taşıyan “an”larla değişir yaşamımız… İşte o “an”ların orta yerinden seyircinin kalbini hedef alan ve “Hey sen! Hangi anın seçiminde var oluyorsun tam da şimdi, tam da bu dünyada, tam da bu an?” diyen bir oyun bu.

“Yaşadığımız bütün zamanımız bizim. Bizim birlikte yaşadığımız bütün zamanımız hala senin. Daha azı ya da daha çoğu olmayacak ben gittikten sonra…” diyor Marianne… Yani güzel oyuncu Damla Sönmez… Damla henüz 28 yaşında, gencecik ama pırıl pırıl bir oyuncu. Oyunda yer almanın onun için ne ifade ettiğini kendisine sorduğumda “umut” diyor…

“Oyundaki umudu seviyorum. Birbirinden vazgeçmeme halini… Olana teslim olma halini. Zamanın önemsizleştiği bir dünya nefes aldırıyor bana. Yaşanmış her anın zaten bizimle kaldığını bilmek…”

İlginç bir sır vereyim mi size? Damla’yı Bir Aşk Hikayesi dizisinde ilk tanıdığımda, “Benim bu kızla tanışmam gerek” demiştim içimden… Sonra birkaç ay evvel rüyamda gördüm onunla tanıştığımı… “Hadi canım” diyerek uyandığımda, bundan birkaç ay sonra tam da bu evrende, tam da içinden geçtiğimiz bu “an”da, tam da bu oyunla yollarımın onunla kesişebileceğini ve belki de birlikte çok güzel şeyler yapabileceğimizi çok da hayal edemeden… Ama Damla o kadar adı gibi ki, insan duruluğunda bir damla hayat bulmadan edemiyor…

Eğer yorucu bir taşınmayı takiben sırf Parçacıklarİzmir’e geliyor diye tiyatroya gitmeyi seçmiş olmasaydım, ya da oyun çıkışında salondan diğer arkadaşlarımla birlikte ayrılmış ve beklememiş olsaydım, Damla’yla muhtemelen hala tanışmamıştık. O bana bu paralel evrenin, bu zamanın ve bu tiyatro oyununun armağanı oldu… Yoksa, zaten başka bir evrenden tanıdık mıydı acaba?

Demem o ki, seçimlerimiz bize kaderin armağanı, içinden geçip gitmekte olduğumuz hayatsa evrenin lütfudur. Haydi siz de Marianne ve Roland’ın büyülü dünyasıyla tanışın. Onlar 26 Nisan’da D22 sahnesinde, 18 Mayıs’ta Oyun Atölyesi’nde ve 31 Mayıs’ta da Moda Sahnesi’nde Pürtelaş “Parçacıklar”ın evreninden size seslenmeye devam edecekler. Peki ya siz? Seslerini duymamayı mı, yoksa alkışlarınızla onlara eşlik etmeyi mi seçiyorsunuz?
Tıpkı Damla’nın dediği gibi, zamansızlığın içinde nefes alabildiğiniz bir dünyada umudu sunan bu oyun ve bu güzel ekip sizi bekliyor… Onların evreninin bir parçası olmanız dileğiyle…

1.504 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • HakikatHakikat Sevgili Cem Şen'in şu notuna bayıldım: "Tüm deneyim, zihin tarafından yorumlandığı için zihinde oluşur. Gerçek, zihnin bir yorumundan başka bir şey değildir. Hakikat ise yorumun ötesinde […]
  • Kendime Notlar…Kendime Notlar… Kendimle ilgili bir tespitim vardır yıllardır; Beni tanıyan ya çok sever, ya hiç sevmez. Arası yoktur. "Ehh valla, bilmiyom." demezler benim hakkımda pek. Söylemler, tavır, hedefler, […]
  • Fotoğraf Çekerken Objektif Olmak Şart!Fotoğraf Çekerken Objektif Olmak Şart! Fotoğraf çekerken objektif olmak şart... Bir öğrencim hatırlattı, kalabalık bir ortamda, bayramdan sonraki hafta sonu ortalık karışacak, darbe bile olabilir demişim. Dünyayı anlamak, […]
  • “Bilmiyorum” Diyebilmek“Bilmiyorum” Diyebilmek “Bir bilgeye, “Bir insanın akıl düzeyini nereden anlarsınız?” diye sormuşlar. “Konuşmasından” demiş. “Ya hiç konuşmazsa?” Gülümseyerek şu cevabı vermiş: “O kadar akıllı insan […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler