felsefe taşı

Ben, Doğa…

Ben, Doğa…
Kasım 09
09:04 2018

Ben, Doğa, Isaac Asimov’un Ben, Robot’una benzedi değil mi? Bizler robot muyuz doğa mıyız, birer simülasyon muyuz yani bir üst yaşam versiyonunun bilgisayar oyunu muyuz, yoksa Tanrı’nın yaratımı mı? Yoksa bu gezegende bu evrim kuralları içinde bir şekilde bu noktaya evrimleşmiş canlılar mı? Canlı nedir ki? Virüs canlı mıdır mesela?

Bizler doğanın parçalarıyız. Doğanın adına istediğiniz şeyi diyebilirsiniz, Tanrı deyin ona, doğa deyin, evrim deyin, ne isterseniz söyleyin. Sonuçta bizler doğa dediğimiz büyük kavramın birer küçük parçasıyız ve yaşarken bu doğanın parçasıyken, öldüğümüzde de doğayı besleyen maddeler olarak yine doğanın içine dönüyoruz, özüne, temel maddelerine.

Bilim dünyası 1859 yılından beri bir büyük değişim içine girdi. Çünkü o yıl evrim yasaları bilimsel bir makale ile yayımlandı ve dünya bugün hâlâ içinde bulunduğu bir büyük tartışmanın içine girdi. Bizi Tanrı yaratmamış mıydı? Bu Evrim de neydi? Bütün hayvanlar ve bitkiler başka, biz başka ve üstün değil miydik? Belki de insanın egosunun ilk yıkımı Evrim Teorisinin açıklanması olmuştur. İnsan ilk kez kendisini diğer canlılarla bir ve bütün, onlarla aynı maddelerden yapılmış, konuşması dışında! (diğer hayvanların birbirleriyle kendileri için yeterli ve gerekli iletişimi kurmadığını söyleyemeyiz), diğer hayvanlardan hiçbir farkı olmayan bir canlı olarak bulmuştur. Üstelik yaşamasını ezip ayaklarının altına aldığı bitkilere borçlu bir canlı. Bu büyük bir psikolojik yıkımdı sanırım ve bu yüzden karşı tepkilerini, savunmalarını ve saldırılarını da doğurdu.

Halbuki her insanın birinci ve en öncelikli görevi egosunu yıkmak, kendisini diğerlerinden ötekileştirmemek ve kendisini biricik görmemek değil midir? Ama insanoğlu hırslarını, kibrini, güç duygusunu ne yazık ki bir türlü tatmin edememektedir. İşte Avatar filmi bize bu duygulardan sıyrılmış bir versiyonumuzun olabileceğini, onların doğa ile bir bütün olarak yaşayabildiklerinde çok daha mutlu olacaklarını da göstermemiş miydi diğer çok önemli sembolik anlatımlarının dışında?

Daha önceki yazılarımda bolca değindim ama kısaca söyleyeyim, insan ve dünya üzerindeki diğer canlıların genetik materyalini oluşturan temel maddeler birbirinin aynısıdır. Daha da ileri gidersek yaşadığımız evren insandaki temel maddelerle aynı maddelerden oluşmuştur. Peki nedir bu maddeler? Bildiğimiz şeyler, Hidrojen, Helyum, Oksijen, Azot, Metan ve en temel olarak Karbon. Bütün evren şu saydığımız ya da şu anda sayamadığımız bir ve aynı maddelerin birbirleriyle farklı kombinasyonlar yapması sonucu ortaya çıkmıştır. Bize ya da başka bir gezegendeki başka bir gezegene temel besini olan ışığı sağlayan bir yıldız, bu ışığı devamlı alabilmek için yıldızın etrafında dolaşan taştan yapılma bir gezegen. O gezegenin bir atmosferi olmalı ki solunabilecek gazları tutsun ve orada canlılar gelişebilsin. Temel dinamik evrenin her yerinde aynıdır. Şimdi artık öncelikle bizim yaşadığımız evrenin bütününe doğa diyebiliriz. Bu doğa, içindeki yapısal maddelerden evrenin tümünde aynı aminoasitleri sentezlemiştir ve bu aminoasitler bütün evrende canlılığın temelini oluştururlar. Başka bir gezgendeki gerek atmosferik (basınç, ozon tabakası, solunacak gaz vb gibi) gerek ışık koşulları değişikliği nedeniyle canlıların tiplerinde farklılıklar olabilir ancak oralarda da canlılık aynı maddesel elementlerden yapılmış olacaktır. Bu durumda evrenimizde fizik yasaları nasıl her noktada aynıysa, biyolojik ve kimyasal yasalar da hemen hemen aynı olacaktır, görüntüsel farklılıklar dışında. Peki bizim evrenimizin dışında başka evrenler var mı? Evet var oldukları artık biliniyor ve kanıtlama çabaları sürüyor. Onlara elbette ulaşamayacağız ve onların fizik ve biyoloji yasaları nasıl bilemeyeceğiz. Ancak bilebileceğimiz şey başlangıçları büyük patlamalarla oluşmuş evrenlerin tümünün aynı yasalarla yaşamlarını sürdürmek zorunda olmalarıdır. Ancak fiziksel olarak bizi ilgilendiren yer kendi evrenimizdir. Bizi bu evren yarattı, biz onun yasalarına tabiyiz ve öldüğümüzde bu evrenin minik parçacıkları olarak canlılığımızı değil ama varlığımızı sürdüreceğiz. Bu parçalar biz olmayacağız ama bizden parçalar olacak. Peki bu noktada felsefeye dönebilir miyiz artık? Bu bizden çıkmış minik parçalar dünyaya dönerler mi, dönerler. Dünya yaşamının yani doğasının parçasını oluştururlar mı, oluştururlar. Bir başka insanın vücuduna girebilirler mi, girebilirler. O zaman reenkarnasyon bir anlamda bu mu acaba dersiniz? Siz artık siz değilsiniz ama parçası olduğunuz doğa sizi bir başka canlının içinde yine bu dünyaya taşımış durumda. Peki başka bir gezegene yani başka bir dünyaya taşıyabilir mi? Evet evrene saçılmış tek bir parçanız başka bir gezegene ulaşsa ve oradaki doğaya karışsa (çünkü aynı maddelerden yapılmış) o zaman o dünyada yeniden doğmuş olmuyor muyuz?
Biraz saçma gibi değil mi yazdıklarım? Bence de öyle ama gerçek. Peki eğer bir ruhumuz varsa ve bu ruh biz öldükten sonra bu evrenin ya da bu evrenin üstünde altında, çevresinde olan bir başka alemin dünyasına gidiyorsa ne olacak? Peki bizim maddi varlığımız eğer doğanın parçasıysa, ruhumuz da doğanın parçası değil mi? Öyledir değil mi? Ama hangi doğanın? Ruhun yaşadığı doğa eğer varsa bu maddi doğadan farklı ama onunla yine de bütün olmalı değil mi? Ruh maddi varlığımız öldüğünde bir noktaya gidiyor ve orada gerekli arınmadan geçip tekrar dönüyorsa bu ya da başka alt ya da üst ya da eşit bir dünyaya, o zaman doğa bunun neresinde durmaktadır?

Doğa bütünlüktür galiba. Yani maddi doğayla manevi doğa ya da bir üst alem dedikleri ruhların alemi birbiriyle iç içe geçmiş halde yaşamaktadırlar mı dersiniz? Tıpkı zamanın evrenin üç boyutunu sarıp onunla birlikte yolculuğuna devam etmesi gibi. Zamanı da görmüyoruz ama o bizimle birlikte tek bir yöne yani geleceğe doğru gidiyor ve zaman bizim maddi evrenimiz içinde bir olgu. O zaman ruhların dünyası da böyle bir olgu olabilir mi? Maddi varlığımız bu dünyada ana bileşenlerine ayrışırken öldüğümüzde, ruhumuz da kendine ait dünyasında orada bekleyen kendi diğer parçalarına dönüp onunla bütün mü olmaktadır acaba? Bizim varlığımız maddi ve manevi yanlarıyla bu bütünün bir parçasıdır. Hepimiz o bütünün eşit değerde ama farklı boyutta minik parçalarıyız. Buna insanlar hayvanlar bitkiler bu dünyada yaşayan her bir canlı ve toprak, deniz, hava gibi cansız varlıklar da dahildir. Öyleyse bu bütün, doğadır ve doğanın bütün minicik parçaları o doğayı oluşturan birer hücredir aslında.

Hepimiz kendi içimizde kendimizi bilinçli, dünyanın farkında olduğumuzu düşünerek yaşarız. Ama gerçek bilinç bu mudur dersiniz? Yoksa gerçeklikte farkındalığa ulaşmak dediğimiz kavram, ya da kendini bilme kavramı o bütün içindeki kendini kavrama, kendini bütünün bir parçası olarak görmeyi başarma anlamına mı gelmektedir? Yücelerin Yücesi yazımda da değindiğim gibi vücudumuzdaki hücreler bütünün kavrayışında değildirler, hepsi kendi yaşamlarına odaklanmışlardır. Ama bir gün bir hücre bir şekilde kendisinin farkına varırsa ve bütünü kavrarsa yani içinde bulunduğu vücudu kavrarsa ne olur bir düşünün. Böyle bir şey mümkün müdür? Peki bizim bütünü kavramamız da aynı süreç içinde mi olmaktadır? Bütünü görmemiz ya da algılarımız içine alabilmemiz mümkün mü? Bunu kavrayan insanlar Nirvana’ya ulaşanlar, bazı peygamberler mi yoksa? Dünya üzerinde sürekli bir farkındalık rüzgarı esmekte farkındaysanız. Herkes kendi farkındalığını yükseltme peşinde gerek dinle, gerek yogayla, gerek meditasyonla. Peki farkındalığı yükseltmek, bütünün farkına varmak bize neyi getirecek? Yaşamlarımızı daha anlamlı kılmayı mı? Doğanın sadece ağaçtan çiçekten ibaret olmadığını anlamayı mı? Yoksa o bütünün dişlilerinden biri olarak aslında bütünün işlemesinde minik de olsa çok önemli bir rolümüz olduğunu anlamayı ve ona döndüğümüzde rolümüzün bitmediğini, tekrar ve tekrar devam ettiğini, dolayısıyla aydınlanma dediğimiz bu olguyu çevremize ve kendimize şimdiden yaymak gerektiğini mi?

222 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Ne oldu bize?Ne oldu bize? Bırakın doları moları... Ne oldu bize onu söyleyin... Ne zaman, neden sonra bu hale geldik biz? Çernobil'den ya da Fukuşima ışımasından sonra mı? İnsanlığımızdan bu kadar […]
  • Mahallenin dolmuşlarından yansıyanlarMahallenin dolmuşlarından yansıyanlar Bir akşam dolmuşun içinden çektiğim fotoğraf eşliğinde, Not:Bunun kırmızılısı da var. - Ya ablacım afiyet olsun lahmacun yaptırmışsın ama öldük kokudan. Sana mı soracam akşam ne […]
  • Şef Seattle’ın Konuşmasının DüşündürdükleriŞef Seattle’ın Konuşmasının Düşündürdükleri Her şey bağlıdır birbirine . Her şey birbirine örülür. Toprağın başına gelen ,O’nun Çocuklarının da başına gelir. Yaşamın ağını ören,insan değildir. O bir ipliktir yalnızca . Ağa […]
  • İzafiİzafi Doğa'nın en belirgin zıtlıklarındandır; "sıcak" ve "soğuk"... Siyah ve Beyaz, Gece ve Gündüz gibi zıt... Temmuz ayında gözeneklerinizden ter fışkırır sıcaktan... Üzerinizdeki herşeyi […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Kasım 2018
P S Ç P C C P
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arşivler